Ofis ortamında egzersiz

Ofiste işte egzersiz dönemi başlıyor.

masa-altı-pedalSon zamanlarda yapılan araştırmalar, tüm gün masa başında çalıştıktan sonra akşam 1 saat egzersiz yapan kimselerin, aynı şartlarda çalışıp hiç egzersiz yapmayan kimselere göre, aslında beklenenin tam tersine daha çok zarar gördüğü şeklinde şaşırtıcı sonuçlar veriyor.

Uzmanlar bu durumu metabolizmanın ve vücudun tüm gün oturarak çalışmanın ardından yoğun egzersiz yapılması durumunda uyum problemi yaşadığı ve adeta şaşkınlık yaşadığı şeklinde yorumluyorlar. Yapılan egzersizler çoğu zaman vücudu şekillendirmek bazen kilo vermek dışında kardiovasküler riski azaltmak ve insülin direncini kırmak konusunda çoğu zaman yardımcı olmuyor.

Doğru egzersiz ve yaşam tarzı nasıl olmalı?

Yaradılışa uygun olan yaşam tarzının toplam egzersizi gün içerisine yaymak ve metabolizmayı sürekli ayakta tutmak olduğu söyleniyor. Ofis çalışanları için denenen bir egzersiz yöntemi bu konuda oldukça uygun bir çıkış yolu gibi görünüyor. Bu yönteme göre 3-5 dakikalık 4 seans halinde uygulanan egzersiz ile hem metabolizmayı hızlandırmak, hem insülin direncini kırmak hem de akciğer kapasitesini arttırmak mümkün.

 

kondüsyon-bisikleti

Bu egzersizi ofis ortamında yapabilmek için en uygun  kondisyon aleti bisiklet. Bir kondisyon bisikleti ile 3-5 dakikalık yoğun efor sarf edilen ve her bir seansın son 20 saniyesinde tüm vücut gücünü kullanarak yapılan bu çalışma ile terlemeye bile gerek kalmadan sağlıklı bir egzersiz yapmak mümkün oluyor.  Bu uygulamaya 6 hafta devam eden kişilerin çoğunluğunda klinik olarak anlamlı düzelmeler izlenmiş.  Uzmanlar kapalı ortamda ve masa başında çalışanlar için uygun egzersiz aletlerinin ofislerde bulundurulmasının ileride yasal zorunluluk haline getirilmesi için çalışmaya başlamışlar bile.

 

Vücutta açlık hissini uyandıran Ghrelin ve tokluk hissi veren Leptin isimli birbirinin karşıtı iki horman bulunmakta. Leptin hormonu yağ yakımını hızlandıran metabolik faaliyetleri başlatan hormon olarak ta biliniyor. Ghrelin ise kan şekerinin düşmesi ile tetiklenen bir açlık ve yeme hissi uyandırıyor. İnsülin direncinin kırılması ve kan şekerinin dengelenmesini sağlayan egzersiz ve beslenme metotları Leptin dengesinin kurulmasını takiben yağ yakımını da hızlandırıyor.

Yukarıda anlatılan yöntemle günde 3-4 kez en fazla 5 dakikalık efor harcayarak formada kalmanız ve sağlığınıza oldukça önemli katkılar sağlamanız mümkün.   Sağlıcakla kalın..

Ecocert Sertifikalı bakım ürünleri

Organik cilt bakımı ve Ecocert Sertifikası

Organik gıdalar kadar, organik cilt bakımı ve makyaj ürünleri de son yıllarda her geçen gün biraz daha fazla ilgi çekiyor. Organik bakım ürünleri popüler oldukça bu yolla haksız kazanç elde edenler de çoğalıyor. Organik olduğunu iddia eden ancak Organik hatta doğal olmaktan çok uzak olan markalar ve kalitesiz ürünler de mevcut.

Bir cilt bakım ürünün organik sayılabilmesi için aranan ilk şart  elbette doğal içeriklerden oluşması. Doğal içerik demek o içeriğin organik olduğu anlamına da gelmiyor. Bu içeriğin sertifikalı organik olması tüketici açısından en önemli güvence.  Bir kozmetik ya da dermokozmetik ürünün organik sertifikalı olabilmesi için  büyük oranda sertifikalı organik içermesi gerekiyor. Bu da yetmiyor ürünün ambalajı, hatta broşürlerinin dahi doğa dostu maddeler kullanılarak üretilmiş olması şart.

Sahte organik bakım ürünlerinden kaçının

Organik içerik

Organik içerik

 

Ürettikleri ürünün içerisine az miktarda sertifikalı organik madde katarak, sanki ortaya çıkan kozmetik ürünü tamamen sertifikalı ürünmüş gibi tanıtan firmalar da oluyor. Aslında bu gibi ürünleri sertifikalı organik içeren ürünler demek daha doğru iken, bazı firmalar organik kelimesinin arkasına sığınıp tüm ürünü organikmiş gibi göstermeyi tercih ediyor.

Bu logo ya da Certified Organic İngredients, o ürünün içeriğinde bir miktar organik ürün olduğunu gösterir, ancak ürünün tamamen organik sertifikalı olduğu anlamına gelmez. Söz gelimi klasik bir şampuanın içerisinde %1 oranında organik sertifikalı ısırgan otu tohumu yağı vardır. Bu ürün tamamen organik değil ancak organik madde içeren bir kozmetiktir.

Ecocert

Ecocert

Devamını okumak için TIKLAYINIZ

Eczanede ilaca ödenen para artıyor

İlaç katkı paylarında vatandaşın cebinden çıkan para artıyor.

SGK

SGK

İlaç bedellerinin  SGK tarafından ödenmesi ile ilgili yapılan yeni düzenleme, 2 konuyu ön plana çıkarıyor. Birincisi ve en önemlisi hastaların artık ilaca daha fazla para ödeyecekleri, diğeri ise kronik hastalıklarda reçete yazım süresinin kısalması. Yani hastalar eskiden 3 aylık ilacı  bir reçetede alabiliyorken, artık  bu süre kısalıyor.
Son bir haftadır ilaç fiyatları ve kullanımı konusunda önemli değişiklikler yaşandı. Bu yenilikler geçtiğimiz günlerde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişiklikle gündeme geldi. Milliyet’ten Cem kılıç, ilaçtaki değişikliklerle ilgili merak edilen konuları haberine taşıdı.

İLAÇTA TABAN FİYAT NASIL ETKİLER?

SGK’nın yeni düzenlemesiyle bazı eşdeğer ilaç gruplarında hastalarca ilaca ödenen rakamlarda artış olacak. Bu artışın temel sebebi, SGK’nın halen uygulamakta olduğu bant fiyat uygulamasının yanında bundan böyle taban fiyat uygulamasının da devreye girecek olması. SGK, bant fiyat uygulamasında, eşdeğer yani aynı etken maddelere sahip gruptaki ilaçlardan en ucuzunun üzerine yüzde 10 katkı yapmakta idi. Şimdi bazı ilaç gruplarında bundan vazgeçecek ve taban fiyat uygulayacak, yani yüzde 10 katkıyı bu ilaç gruplarında yapmayacak. Diğer yandan bant uygulaması ilaç gruplarının büyük bir bölümünde halen daha devam ediyor ve SGK yüzde 10 katkıyı bu ilaçlarda yapıyor. Katkı yapmadığı ilaç grupları şimdilik sınırlı olacak ve sadece bu ilaç fiyatlarında artış yaşanacak. Ancak SGK’nın yaptığı yüzde 10’luk katkının zamanla tüm eşdeğer ilaçlardan kaldırılması da planlanmakta. Bu şekilde toplam ilaç harcamalarında hastaların eczane ziyaretlerinde ödedikleri toplam ücret tekrar artmış olacak.

Genel Sağlık Sigortası (GSS) Genel Müdürü İsmet Köksal yaptığı açıklamada eşdeğer ilaçların birbiriyle aynı olduğuna vurgu yapıp, dünya örneklerinde de eşdeğer ilaçlara aynı rakamın ödendiğine işaret ediyor. Köksal, uygulamadaki amacın tasarruf yapmak olmadığının altını çizerek, “Artık aynı etken maddeli ilaca aynı parayı ödüyoruz, ‘Bu ikisi aynıdır’ diyoruz. Bunu da diyen biz değil, otorite olarak Sağlık Bakanlığı’dır” diyor.

Aslında bu görüşe katılmamak imkânsız. İlaç harcamalarının çok hızla yükseldiği bir ülkede, gelecekte de ilaç harcamalarını karşılayabilmenin tek yolu akılcı ilaç uygulamalarından geçiyor. Fakat diğer yandan piyasada bulunmayan, ithal edilmeyen, ulaşılması imkansız eşdeğer ilaçların fiyatlarının baz alındığı durumlar da yaşanmıyor değil. Bu durumda bazı ilaçlarda anormal fiyat farkı çıkarken , hastaların fiyat farkı ödememek için alabileceği daha ucuz eşdeğer bulmak imkansız.

Eczane

Eczane

İLACA 15 MİLYAR TL HARCAMA
2014 yılında SGK’nın ilaç harcamalarının 15 milyar TL’nin üzerine çıkacağı ifade ediliyor. Türkiye’de ilaç harcamaları sürekli artış gösteriyor olmakla beraber, ilaçta bilinçli kullanımın olmadığı da görülüyor. Bir araştırmaya göre, evlerde bulunan ilaçların yüzde 32’lik kısmı kullanılmamış, ayrıca antbiyotik kullanımında yapılan yanlışlar, özelikle ilaçların zamanından önce kullanımına son verilmesi de hastalıklarla mücadelede zayıf kalınmasına neden oluyor.

İLAÇ ENDÜSTRİSİ NE DİYOR?

İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası (İES), SGK’nın yaptığı son değişikliklerin haberleri olmadan yapılmasının doğru olmadığını savunuyor. Endüstriye göre,
– Uygulama kapsamına alınan gruplardaki ürünler için hızla yeni bir fiyat erozyonu yaşanabilecek ve bu ürünlerin pazarları emtialaşabilir.
– Üreticiler pazarı ele geçirmek adına irrasyonel ve yanlış fiyatlamalara gidebilir.
– Hızla emtialaşan bir pazarda ürün kalitesi ve çeşitliliği hızla gerileyebilir.
– Buna bağlı olarak gelecekte arz sıkıntıları ortaya çıkabilir.
– Tasarruf amacıyla yapılan bu uygulama sonunda pazardan yok olan emtialaşmış/değersiz ürünlerin yerini çok daha yüksek fiyatlı ürünler alabilir.

Sonuç olarak, SGK’nın son düzenlemesi sınırlı bir ilaç grubunda katkı payı artışı yaratabilir. Ancak, bu artış tamamen hastanın tercihleri ile ilgili. Aynı etken maddelere sahip, aynı tedavi sonuçları yaratan ilaçlar için farklı fiyatlar çıkması piyasa koşuları için normal kabul edilse de ülkedeki en büyük ilaç alıcısı olan SGK için, aynı sonucu doğuran iki ilaçtan birine daha fazla para ödüyor olmak anlamlı gelmiyor. Vatandaşın cebinden çıkan 1 TL fazla para, aynı zamanda devletin de kaybı olabiliyor. İlaç piyasası ve eczane gelirlerindeki düşüş eczacılık mesleğinin geleceği hakkındaki kaygılar, eczacıları cilt bakımı ve makyaj alanına yönelmeye sevk ediyor. Bu durumda da eczacıların asıl görevlerinden uzaklaşması sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürüyor.

EŞDEĞER İLAÇ NE DEMEK?

İlaçlar referans ilaç (orijinal) ve eşdeğer ilaç (jenerik) olmak üzere ikiye ayrılır. Eşdeğer ilaçlar, referans ilaçlarla aynı özelliklere sahip olduğu, dolayısıyla, hasta üzerinde aynı tedaviyi sağladığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanan ve referans ilaçların koruma süreleri bittikten sonra satışa sunulan ürünlerdir. Bir eşdeğer ilaç, referansıyla aynı etkinlik, kalite ve güvenilirliktedir. Referans ilaç, inovatör firma tarafından geliştirilerek patent koruması altında pazara verilen ilk üründür. Koruma süreleri bittikten sonra bu ürünler referans alınarak eşdeğer ilaçlar üretilir. Eşdeğer ilaç ile orijinal ilaç arasında tedaviye etki bakımından hiçbir fark yoktur.

KRONİK HASTAYA 3 AYDA BİR REÇETE

Kronik hastalığı olanların ilaç kullanımlarında önemli bir değişiklik yapıldı. Buna göre, SGK, 1 yılda 2 kere reçete yazılması yerine bu sayıyı 4’e çıkardı. 6 ay yerine 3 ayda bir reçete yazılacak olması, özellikle evinden çıkamayacak derecede hasta olanların yakınları tarafından eleştirilmekte. Ancak yetkililer, aile hekimliği uzmanlarının da bu ilaçları yazabileceğini, hatta hastanın ayağına giderek reçete yazabileceklerini, dolayısıyla doktora erişimin bu kadar kolaylaştığı bir ortamda sorun olmayacağı görüşündeler. Açıkçası, suiistimallerin ortadan kaldırılması bakımından 3’er aylık reçete yazımı akla daha yatkın görünüyor.

İLAÇTA KATKI PAYI 2 KATINA ÇIKIYOR MU?

Bu sorunun cevabını bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki, aynı etken maddeyi aynı dozda içeren 3 tansiyon düşürücü ilaç var (A, B ve C ilaçları). Bu ilaçlara eşdeğer ilaçlar deniyor. Yani isim ve marka dışında hiçbir farkları yok. Aynı tedaviyi sağlıyorlar. Bu ilaçlar sırası ile 10 TL, 12 TL ve 15 TL olsun. (A=10TL, B=12TL ve C=15TL). Dolayısıyla bu gruptaki en ucuz ilaç bedeli 10 TL. Şimdi bu ilaçlar için hastaların ödeyeceği fark ücretleri yapılan değişikliğe kadar şu şekilde hesaplanıyordu: SGK, 10 TL’lik bu en ucuz A ilacının yüzde 10 fazlasına kadar ödüyordu. Yani 10 TL+yüzde 10= 11 TL ödüyordu. Eğer hastanın reçetesinde A ilacı yazılı ise hasta eczanede fark ödemiyordu, B ilacı yazılı ise hasta 12TL-11 TL= 1TL fark ödüyordu, C ilacı yazılı ise 15TL-11TL= 4TL fark ödüyordu. Ya da fark ödememek için 10 TL’lik A ilacını tercih edebiliyordu. İşte buna bant aralığı uygulaması deniyordu. Bu uygulama bazı ilaçlar için önümüzdeki günlerde devam edecek.

1 EKİM’DE GEÇERLİ
Yeni sistemde ise (1 Ekim 2014 itibariyle), bant aralığı uygulamasının yanı sıra bir de taban fiyat uygulaması hayata geçecek. Taban fiyat uygulamasıyla devlet örnekte yer alan gruptaki 10 TL’lik en ucuz A ilacının bedeli kadar ödeyecek, daha fazlasını ödemeyecek. Yani eğer hastanın reçetesinde B ilacı yazılı ise hasta 12 TL10 TL= 2 TL fark ödeyecek. 15 TL’lik ilaç yazılı ise 15 TL10 TL= 5 TL fark ödeyecek. Ya da yine fark ödememek için 10 TL’lik A ilacını tercih edebilecek.

Yukarıdaki örnekten devam edecek olursak; eğer hastaya B ilacı reçete edildiyse ve hasta bu ilacı almak istiyorsa, eskiden 1 TL fark ödüyordu, artık 2 TL ödeyecek, yani evet fark 2 katına çıkacak. Ancak, hastaya C ilacı reçete edildiyse ve hasta bu ilacı almak istiyorsa, eskiden 4 TL fark ödüyordu, artık 5 TL ödeyecek, yani fark 2 katına çıkmayacak, 1 TL artış olacak. Diğer yandan, hastaya B ya da C reçete edildiyse ve hasta A ilacını almayı kabul ediyorsa, eskiden olduğu gibi şimdi de fark ödemeyecek.

Hemen ifade edelim; SGK bürokratlarının yapmış oldukları hesaba göre, yeni uygulama hiçbir zaman iki kat fark ücretine neden olmayacak, en fazla 0.75’lik bir artış sınırlı bir ilaç grubunda yaşanacak.

Cilt lekelerinden kurtulun

Cilt lekeleri- Güneş lekeleri

Cilt Lekeleri

Cilt Lekeleri – Hiperpigmentasyon

Yaz boyunca yoğun güneş ışığına maruz kaldınız. Eğer cildiniz hassas ve lekelenmeye eğilimliyse, siz de düzenli güneş kremi kullanmayı ihmal ettiyseniz cildinizde lekeler oluşmuş olabilir. Güneş ışığı gibi cilt üzerinde lekelere sebep olan yapay ışıklar da mevcut.

Ciltleri lekelenmeye en müsait olanlar hamileler ya da hormon içeren ilaç kullananlar. Örneğin doğum kontrol ilaçları ya da adet düzenleyiciler. Öte yandan normal yaşamınızı güneşten uzak kapalı alanlarda geçiriyorsanız, arada bir güneşe çıkıp doğrudan güneş ışığına uzun süreli maruz kalıyorsanız o zaman sizin cildiniz de güneşe hazırlıksız yakalanan şanssız ciltlerden olacak.

Aslında yaratılış gereği hepimiz güneşe karşı doğal bir koruma kalkanına sahibiz.  Ancak bu koruyucu kalkan güneş ışığı ile temas ettikçe etkin hale geliyor.  Normal bir mevsimsel döngü içerisinde kıştan çıkarken her geçen gün biraz daha yoğun güneş ışığı ile temas ederek bu doğal koruyucu kalkanın yeterince rahat oluşması önemli. Ancak günümğz insanı gündüzü kapalı ortamlarda çalışarak geçiriyor, hatta eğlenceler dahi kapalı ortamlarda yapılıyor. Derken aniden bir gün güneşe maruz kalırsanız, o zaman hazırlıksız cilt ister istemez lekeleniyor.

Cilt lekeleri nasıl tedavi edilir.

Güneşten korunmak için en az spf 50 kremler kullanmanız lekelerin derinleşmemesi için önemli. Bunun yanında hiperpigmentasyonu önlemek için kullanılan bir çok krem ve serumlar mevcut.

Bu ürünlerden bir kısmı melanin sentezini engellerken, bir kısmı ise renk açıcı özelliklere sahiptir. Aynı zamanda cilt yüzeyini yenileyici soyucu maddeler ve antioksidan maddeler içerirler.  C vitamini leke tedavisinde oldukça sık kullanılan ve dermokozmetik cilt bakımı ürünlerinde çok sık kullanılan bir antioksidan maddedir.

Eczane kaynaklı dermokozmetik ürünlerde glikolik asit, glikolaktik asit, Ascorbik asit gibi etken maddelere sık sık rastlarsınız.

Şunu asla unutmayın, lekeye yatkın ciltler için iyi bir güneşten koruyucu ürün kullanmak şarttır. Leke giderici tedavi için en uygun zaman ise eylül sonu gibi başlamaktır.

Devamını Okumak İçin TIKLAYINIZ

Eczacı aranıyor

Eczanede çalışmak üzere eczacılar aranıyor !

Eczacılık

Eczacılık

Eczacı çalıştırma zorunluluğu

Türk Eczacıları Birliğinin talebi üzerine harekete geçen Sağlık Bakanlığı Eczacılık Fakültelerinden mezun olan ancak eczane açmak istemeyen ya da açamayan eczacıları istihdam etmek üzere, yüksek ciro yapan eczanelerde her 2 milyon TL’lik ciro için fazladan bir eczacı çalıştırma zorunluluğu getirdi.  Yani yıllık cirosu 2 milyon TL den düşük olan eczanelerde eczacılık hizmetleri  eczane sahibi olan eczacı tarafından yürütülürken, 2 milyonu geçen eczaneler ilave 1 eczacı , 4 milyonu  geçen eczanelere ilave 2 eczacı daha çalıştırmak zorunda olacak. Bu hesapla hazırlanan listede, Ankara’da bir tıp fakültesi karşısındaki eczanenin 12 ilave eczacı çalıştırma zorunluluğu ortaya çıkmış. Yine 7-8 hatta 10 eczacı çalıştırma zorunluluğu gelen eczaneler var.  12 eczacı çalıştıracak olan eczanedeki bankonun genişliği 6 metre. Yani metreye 2 eczacı düşen bir eczane düşünün .  Eczanenin sahibi de kendisine ayrı bir yer bulur artık.  Öte yandan eczanede yer kalmadığı için para bozdurmaya, çay söylemeye de en kıdemsiz eczacı gider gelir. Şaka bir yana yüksek cirolu eczanelerin çok yüksek kar oranları ile çalışmadığını her eczacı biliyor. Kademeli kar marjı denilen fiyatlandırma yöntemi uygulanmaya başladıktan sonra,  dördüncü, beşinci kademe ilaçlarda eczacıların karı  çoğu yerde işletme giderlerini karşılayacak rakamların dahi altına düşüyor. Bürüt %7’lere kadar düşen bir karlılık söz konusu.  Bir kısım eczane ise yüksek cirolara ilaç ya da reçete karşılığında değil, parfüm, dermokozmetik ve ıtriyat satışı ile ulaşmakta.  Yani doğrudan bir eczacı tarafından yürütülmesi zorunlu olmayan satışlar sonucu oluşan ciro, eczaneye eczacı çalıştırma zorunluluğu olarak geri dönüyor.

Eczane Eczacısı ne iş yapar?

Eczane eczacılarına devlet tarafından yüklenen görev reçete karşılığı ilaç karşılama görevidir. Bunun dışında eczanede eczacı olmayı gerektiren bir görev yoktur.  İlaçların reçetesiz satışı zaten yasal olarak mümkün değildir. Reçetesiz satılan ürünlerin satışı için ise eczacı olma zorunluluğu yoktur.  Gerçi son zamanlarda bazı medikal malzemeleri ve takviye edici gıdaları satabilmek için gerekli şartlarla ilgili bir yönetmelik hazırlanmış ve resmi gazetede yayınlanmıştı. Buna göre tıbbi cihaz sayılan bazı medikal malzeme ve destek ürünlerinin satışını yapabilecek kimseler arasına eczacılar da alınmıştı. Ancak aynı kategoride tıbbi sekreterler de var. Dolayısı ile çalıştırılması gereken eczacı sayısı hesaplanırken, eczanenin toplam cirosuna değil, ilaç satışına bakılması gerekir. Kaldı ki ilacın pahalı olması o ilacın satışı ile ilgili daha fazla eczacılık mesaisi ya da daha fazla mesleki bilgi gerektirdiği düşünülemez. Yani asıl göz önünde bulundurulması gereken şey eczacının ortalama olarak hizmet verdiği hasta sayısıdır. Her ne kadar Sosyal güvenlik kurumu bunu bir hizmet olarak görüp  karşılığında doğru düzgün bir ödeme yapmıyor olsa da eczacıların asıl yaptığı, sağlık danışmanlığı ve ilaç kullanım yönetimidir. Buna eczacılık biliminde farmasötik bakım denmektedir. Hastanın ilaçlarını doğru  olarak kullanması, ilaç yan etkilerinden ve ilaç etkileşimlerinden korunması, hastalığının seyri ile bağlantılı şekilde doğru bir ilaç kullanım yönetimi uygulanması konusunda eczacılar önemli görevler alırlar. Bu gün için SGK eczacılara bu hizmet karşılığında 25 kuruş gibi bir bedel ödemektedir.  Bir eczacının eczacı teknisyenleri ile beraber bir  günde ortalama 150 reçeteyi bu hizmetleri aksatmadan vermesi mümkündür. Bu sayının üzerine çıkıldığında ya hizmet aksar ya da sadece ilaç satışına dönüşür, bilgilendirme ve danışma hizmeti verilemez hale gelir.  Kaldı ki ülkemizde bir dahiliye uzmanı hekim de günde 130 hasta bakmakta.  Elbette bu sayı düşürülmeli ve hizmet kalitesi arttırılmalıdır.

Kozmetik satan eczane neden daha çok eczacı çalıştırsın?

Devamını okumak için TIKLAYINIZ

3 saat diyeti

3 saat diyeti ile kilo verin

3 saat diyeti ile zayıflayın

3 saat diyeti ile zayıflayın

 

Peygamber tıbbı olarak ta bilinen Tıbbun nebevi kitaplarında da önerilen iki öğün arasında en az 2 saat hiç bir şey yemeden ve içmeden zaman aralığı bırakmak kuralına benzeyen bir zayıflama yöntemi de New York’tan geldi. Ben şahsen peygamber efendimize ait bu kuralı uygulayarak müthiş şifa bulmuş ve metabolizmamı buna göre adapte etmiştim.

New York Times bestseller listesinde de yer alan Üç Saat Diyeti’ne göre aç kalmak ya da en sevdiğiniz yiyecekleri hayatınızdan çıkarmak, kilo vermeyi ve bu kiloları sonsuza dek uzakta tutmaya yetmiyor. Başarılı bir diyet sırrı, zamanlama. Yani önemli olan hangi gıdaları yediğiniz değil, ne zaman yediğiniz.

Öğünlerinizin arasına üç saatten uzun bir sürenin girmesine izin vermeyin. Bu şekilde haftada 1 kilo kaybedin.

Bilim adamları, “üç saat” kuralının doğruluğunu kanıtlayan birçok araştırmaya imza attı. Uzmanlara göre öğünlerin arasına üç saatten uzun bir süre girdiğinde, doğal açlık savunma mekanizması harekete geçiyor. Vücut açlık yaşadığını varsayarak, metabolizmanın devamlılığını garanti etmek için kalori bakımından zengin yağ dokularını koruma altına alıyor ve bunun yerine enerji üretmek için kas dokusunu kullanmaya başlıyor. 6 öğünlü program Öğün aralarında üç saat bırakmanın açlık savunma mekanizmasının aktif hale geçmesini önlemeden başka yararları da bulunuyor. ABD’deki Georgia Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmalar, öğün aralarında üç saatten uzun bir süre bırakan sporcuların vücutlarındaki yağ oranının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Hem de yaktıklarından daha az miktarda kalori almalarına rağmen. Japon bilim adamları ise eşit miktarda kalori tüketen gönüllülerden günde 3 yerine 6 öğün yiyenlerin daha fazla kilo verip yüksek oranda kas dokusuna sahip olduğunu ortaya koydu.

Egzersiz zorunlu değil ama oldukça yararlı oluyor….

Üç Saat Diyeti’yle başarıya ulaşmak için egzersiz yapmak zorunda değilsiniz. Ancak egzersiz kilo vermeyi kolaylaştırabilir. 20 dakikalık hızlı bir yürüyüş bile fazladan 150-200 kalori yaktırır. Kendinize bir adım sayacı satın alın ve her gün en az 10 bin adım atın. İşe gitmeden önce 10 dakika yürüyüş yapın. Bu sayede kendinizi yeni bir güne hazırlamış olursunuz. İş yerinde 5 dakika mola vererek yürüyüş yapmaya çıkın.

Devamını okumak için TIKLAYIN

Deodorant nedir nasıl kullanılır?

Deodorant nedir ? Nasıl kullanılır

Bu yazımızda deodorant ve parfüm kullanımından, yapılan yanlışlardan ve aslında nasıl doğru olarak kullanılacağından bahsedeceğiz.

deodorant-nasil-kullanilir

Deodorant kullanımı

 

Özellikle az gelişmiş ülkelerde ve bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde gerek eğitim düzeyi gerekse maddi sıkıntılar nedeniyle deodorant ve antiperspirantlar parfüm gibi kullanılmakta ve bu da sağlığımız açısından bize zarar vermektedir.

Deodorantlar terlemeyi önlemez. Deodorantlar terin bozularak kötü  koku veren maddelere dönüşmesini önlemeye yardımcı olur. Ter bezlerinin ürettiği ter sterildir. Yani bakteri, mantar ve mikrop içermezler. Ancak terimiz salgılanıp cilt ile temas ettiği andan itibaren cilt üzerinde bulunan bakteriler tarafından parçalanmaya başlar. Bu sırada oluşan kimyasallar çoğu zaman kötü kokuludur. Deodorantlar ise bu kötü koku oluşumunu bir kaç şekilde önler. Bazıları antiseptik özellik göstererek ter parçalayan bakterileri öldürür. Bazıları ise koku giderici kimyasallar içerir.

Deodorantlar ter kokusunu engellemek için geliştirilen, asıl amacı bu olan kimyevi bazen de bitkisel maddelerdir. Deodorant koltuk altına uygulanır ve ter kokusunu engeller. Deodorantın etkili olarak kullanılması için uygulanacak bölgenin kir, kıl ve nemden arındırılmış yani tertemiz olması gerekmektedir. Deodorantlar her ne kadar hoş kokulu olsalar da bu kokuları parfümler gibi uzun süreli değillerdir ve de asıl amaçları güzel kokmanızı sağlamak değil ter kokmamanızı sağlamaktır. Bu yüzden deodorant kullanımına özen göstermeli ve ter kokusundan kurtularak kendinize olan güveninizi tekrar kazanmalısınız. Yapılan bir diğer yanlış da deodorantı her gün kullanmamaktır. Deodorantlar gündelik kullanıma hizmet edecek şekilde formülize edilmişlerdir. Bu yüzden deodorantı günlük olarak kullanmanız gerekmektedir.

Antiperspirant nedir?

Antiperspirantlar  ter bezlerinin ağızlarını büzerek terlemeyi önleyen kimyasal maddeler içeren kozmetiklerdir. Çoğunlukla Alüminyum içeren formülleri vardır. Ter bezlerinin deri üzerine çıkış yapan ağızlarında sıcaklığa göre büzülüp genişleyen ve ter salınımı sağlayan bir sistem vardır. Antiperspirant ürünler bu ağzı geçici olarak tıkar ve ter salınımını önler. Alüminyum bir ağır metaldir . Sağlam çitten kolay kolay emilmez. Ancak tahriş olmuş ciltten emilme riski olabilir. Ayrıca  çok geniş alanlara uygulanması da sakıncalıdır. Bu nedenle antiperspirant ürünler sadece gerektiği zamanlarda ve sadece koltuk altında kullanılmalıdır. Aşırı terleme problemi olanlar elleri ve ayakları için de alüminyum içeren antiperspirantlar kullanırlar.  Antiperspirantlar koku verme amaçlı değil, terleme önleme amaçlıdır.

 

Dedodorantlar solunum yoluyla alınabilecek zararlı kimyasallar içermektedir bu yüzden sprey deodorant kullanıyorsanız aşırı deodorant sıkmaktan kaçınmalısınız. Eğer krem ya da roll-on tarzı sürme işlemi ile uygulanan deodorantlar kullanıyorsanız yine fazla uygulamaktan kaçınmalısınız. Eğer fazla uygularsanız bu cildinizi tahriş edecek hatta kaşınmanıza ve sızlamalara yol açabilecektir.

Deodorant kullanımından bu kadar bahsettikten sonra şimdi de parfüm’den bahsedelim. Parfümler pahalı ürünlerdir. Bu yüzden çok fazla insan kullanmamaktadır. Ama parfümler “az” uygulandıklarından pahalı olmalarına rağmen çok uzun süre tükenmemektedir. Bu yüzden hesaplı olduklarını da söyleyebiliriz. Parfüm kullanırken burnumuz koku alma duyusunu yorularak çabuk yitireceğinden elimizde olmadan çok fazla parfüm sıkmaktayız. Bu da burundaki sinirlerin uyarılmasına ve baş ağrısı gibi sorunlara sebep olmaktadır. Parfüm boyun bölgesine 2-3 sprey şeklinde uygulanmalı ve de daha fazla işlem yapılmamalıdır.

 

Son zamanlarda artan imitasyon parfümlerden çekinmenizde fayda var. Bu parfümler doğal aromalar içermedikleri ve ucuz kimyasallar içerdikleri için sağlığınıza ciddi etkilerde bulunur. Unutulmamalıdır ki parfümler ciltle temas halinde olan maddelerdir ve cildimizin sağlığı her şeyden önemlidir.

Bu yazıya gelmek için ne arama yaptılar:

deodorant nasıl kullanılır
deodorant nedir
deodorant ve parfüm aynı anda
parfüm ve deodorant nasıl kullanılır
deodorant kullanımı
deodorant nasıl kullanılmalı
sprey deodorant zararları
deodorantı parfüm olarak kullanmak
deodorant neden kullanılır
deodorant parfümler

Ülkemizde gerek market gerekse eczane kaynaklı bir çok deodorant ve antiperspirant ürün bulunmaktadır. Bu ürünlerin bazılarını dermokozmetik ürün olarak tanımlamak mümkündür. Örneğin Vichy, Druid , Nuxe ve Bioderma markalarına ait deodorantlar mevcuttur. Ülkemize yeni gelen markalardan biri olan SVR Ürünlerine ait Spiral serisi deodorantlar da oldukça popüler kullanıma sahiptir.  Eczanede satılan deodorantlar için http://www.dermoeczanem.com/parfum-deodorant adresini ziyaret edebilirsiniz.

SVR Ürünleri

SVR CİLT BAKIM ÜRÜNLERİ İLE KUSURSUZ CİLTLERE

SVR Ürünleri

SVR Cilt Bakım Ürünleri

Türkiye’de yeni yeni adını duyurmaya başlayan SVR cilt bakım ürünlerini dermoeczanem.com ayrıcalığıyla siz müşterilerimize sunuyor olmaktan kıvanç duyuyoruz. SVR , Fransa ‘da kurulmuş, elli yıldır yenilikçi dermo-kozmetik cilt bakım ürünleri geliştiren, üreten ve ihraç eden bir şirkettir. SVR ürünleri, elliyi aşkın ülkede sağlık personelleri tarafından tavsiye edilmekte ve eczanelerde satılmaktadır.
SVR markası her cilt için özel ve etkin çözümler sunar ve ürünlerini pek çok kalite kontrol aşamasından geçirerek, kurallara katı bir şekilde bağlı olarak endüstriyel sürece uygun olarak geliştirir. Çünkü herkesin cildi eşsizdir ve SVR her problem için bir çözüme sahiptir. Dermokozmetik cilt bakımı sunan bu ürünler bayii eczane ve online eczane sitelerinden temin edilebilmekte.
Farklı sorunlar, farklı cilt tipleri için ayrı ürün gruplarıyla tüketicisinin karşısına çıkan SVR terleme önleyici deodorantları ve güneş koruyucu ürünleri ile bu sektörün iddalı isimleri arasında yer almayı hedefliyor. SVR ‘ın ürün gruplarını kısa başlıklar halinde sizlere tanıtmak istiyoruz.

Yaşlanma karşıtı cilt bakımı ürünleri : CHRONOLYS, SPECILIFT, SVR ANTI – AGE EXPERTS

CHRONOLYS Ürün serisi
Cildimde henüz bir yaşlanma belirtisi oluşmadı, yaşlanma belirtilerine karşı korunmak ve daha yoğun bir nemlendirme istiyorum diyorsanız, size uygun olan ürün bu ürün demektir.
SPECILIFT Ürün serisi
Yoğun bir iş temposunda, cildiyle yeteri kadar ilgilenemeyen ve yeni yeni yaşlılık belirtileri görülen bayanların cildindeki sıkılık kaybı için günlük kullanabileceği bir bakım serisidir. Cildin sıkılığını artırarak daha enerjik ve daha genç görünmenizi sağlar.
SVR ANTI – AGE EXPERTS Ürün serisi
Gün geçtikçe derinleşen çizgilere ve sıkılığını iyiden iyiye kaybetmeye başlayan cilt için formülleştirilmiş bir üründür. Kök hücrelerinin gücü sayesinde genç hücre rezervlerini yeniler, yeniden hayat verir, canlandırır ve korur.

Kuru ciltler için bakım ürünleri : TOPIALYSE, XERIAL
TOPIALYSE Ürün serisi
Sürekli tekrarlayan alerjik reaksiyonlar, kuruluk ve kaşıntı karşıtı geliştirilmiş bir seridir. Yoğun nemlendirici bakım sağlar. Bebek, çocuk ve yetişkinlerde kullanılabilir. Paraben içermez.

XERIAL Ürün serisi
Özellikle kuru cildin farklı tipleri için dizayn edilmiş yenilikçi bir dermokozmetik ürün grubudur. Uzun süren nemlendirme sağlar , cildi pürüzsüzleştiren ve yumuşatan pullanma karşıtı etkiye sahiptir.

Kızarık ve hassas ciltler için cilt bakım ürünleri : RUBIALINE

RUBIALINE Ürün serisi

SVR Ürünleri çeşitleri

SVR Rubialine

Bayan ve ya erkek herkesin kullanımına uygun olan bu ürün yatıştırıcı ve rahatlatıcı özellikleri sayesinde hızlı ve uzun süreli sonuçlar verir.

Güneş koruyucular ve spesifik bakım için cilt bakım ürünleri : SUNCARE, LYSALPHA

SUNCARE Ürün serisi
Yaz aylarında, güneşin tadını doyasıya çıkartırken hassas cildinizi güneşin zararlı ışınlarından korumanız için geliştirilmiş, 50 koruma faktörlü ürünler serisidir.

LYSALPHA Ürün serisi
Karmadan yağlıya dönük, zaman zaman akne oluşumu görülen ciltler için etkin bir seridir. Ölü hücre birikimini azaltır ve gözenekleri arındırır, fazla sebum üretimini durdurarak cildi arındırır.

Perspirasyon terleme karşıtı cilt bakım ürünleri :SPIRIAL

SPIRIAL Ürün serisi
Terlemeyi azaltan ve kötü kokuları engelleyen etkin formülü ile gün boyu ferahlık ve tazelik sağlayan bir seridir. Roll-on, spray, kem ve jel seçenekleri ile farklı bölgelerdeki terlemeler için uygun olan ürünü seçebilirsiniz.

Doğal leke maskeleri

Cilt lekelerine doğal çözümler

Cilt Lekeleri

Cilt Lekeleri – Hiperpigmentasyon

Çil

Çil problemi ve cilt lekeleri

Vitiligo rahatsızlığı

Vitiligo

Cildinizdeki güneş lekeleri, sivilce lekeleri gibi sorunlarla savaşıyorsanız. Bu maskelere mutlaka göz atın…  Cilt lekeleri ile sonbaharda mücadele etmek en doğru seçenek.  Cilt lekelerinden korunmak için her şeyden önce cilt tipinize uygun bir güneş kremi kullanmanız şart.  Leke bakımı cilt bakımı açısından önemli bir unsur. Elbette öncelikli olarak bir dermatoloji uzmanına görünüp, eczane kaynaklı dermokozmetik bir ürün kullanmanızı tavsiye ediyoruz. Bunun yanında makyaj ürünleri kullanıyorsanızsanız dikkatli olmalısınız. Ancak dilerseniz öncelikle aşağıdaki doğal ve evde hazırlayabileceğiniz  maskeleri bir deneyin.

Süt Maskesi

1 çay bardağı sütün içine 1 salatalık rendeleyin. 2 saat bekletip süzün ve yüzünüze uygulayın. Hergün kurudukça tekrarlayın 15 gün devam edin.

 

Soda-Elma Suyu Maskesi

Bir yemek kaşığı soda ve bir çorba kaşığı taze elma suyuna alabildiği kadar öğütülmüş yulaf unu ve bir tatlı kaşığı kayısı yağı karıştırın. Bu maskeyi cildinizde 20 dakika bekletin. Havuç ve limon suyunu karıştırıp dondurun. Her gün bir kapsülü cildinizde dolaştırın.

Ayva Maskesi

1 ayvanın içinden cıkarılan cekirdekleri yarım çay bardagı ılık suda 2 gun bekletin kaygan bı sıvı halini alacaktır bunu yuzunuze uygulayın kurudukca uzerıne tekrar surun cıldınız hem sıkılastıgını hemde lekelerın azaldıgını goreceksiniz haftada 1 sefer uygulayın.

Yumurta Kabuğu Tozu Maskesi
Malzemeler
* 1 tatlı kaşık kabartma tozu,
* 1 tatlı kaşık vaselin
* Yumurta kabuğu, ancak bunu ezerek toz ve un haline getirmelisiniz.
25 dk beklet ve yıka

Devamını okumak için TIKLAYINIZ

Klinik Eczacılık Nedir?

Eczacılığın geleceği klinik eczacılıkta

Eczacılık

Eczacılık

Eczacılık mesleği ,özellikle sosyal güvenlik sistemindeki köklü değişikliklerin yaşandığı 2005 yılından sonra çok önem kazandı.  Doksanlı yılların sonunda ülkemizde yaşanan büyük ekonomik krizin ardından , 2002 yılı itibari ile devlet bütçesinden sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarına daha çok pay ayrılmaya başlaması ile serbest eczanelerin gelirleri de oldukça iyi noktalara ulaşmıştı. 2005 yılında SSK eczanelerinin kapanması ve tüm kamu hastanelerinin tek çatı altında Sağlık Bakanlığı’na bağlanması ile beraber , serbest eczacılık yapanlar çok yüksek gelirler elde etmişlerdi. Bu dönemde eczacılık fakültelerine ve eczacılık eğitimine duyulan ilgi tavan yapmış, bir çok eczacılık fakültesinin giriş puanı tıp fakültelerini geride bırakmıştı.  Ancak artan harcamaların bütçeyi tüketmesi ve yüksek ilaç fiyatlarının sebep olduğu finansman sıkıntısı nedeni ile, arda arda SGK lehine değiştirilen ilaç fiyat kararnamesi ile , hem eczacılar yüzdesel kar oranı hem de ilaç fiyatları defalarca düşürüldü.  Gençlerin meslek seçerken kazanç durumuna baktıkları da kesin. Google arama raporlarında LYS sınavlarından sonra eczacılıkla ilgili en çok aranan başlık şu :

Eczacılar ne kadar kazanıyor? :

Eczacılık mesleği ülkemizde eczaneye hapsedilmiş bir meslek olmaktan uzun süre çıkamadı. Eczane eczacılığı ise yoğun bürokrasi ve kısıtlı mesleki yetki nedeni ile reçeteye yazılan ilaçları hastaya vermekten öteye geçemeyen bir dar alanda kısılmış kalmıştı.  Oysa dünyada eczacılığa çok farklı bir misyon yüklenmişti. Bu bağlamda farmasötik bakım ve klinik eczacılık terimleri ön plana çıkmaya başladı.  Çünkü ilaç kullanan hastaların büyük kısmı , ilaç kullanım hataları , doz hataları ve düzensizlikleri ya da sağlık sistemindeki diğer çarpıklıklar nedeni ile gerekli faydayı göremiyor, ya da bazı yan etkilere maruz kalıyorlardı. Hatta yanlış ilaç kullanımı bir çok hastalıktan daha fazla can alıyor ya da kalıcı sağlık sorunlarına sebep olabiliyor. Diğer yandan hastaların sağlık danışmanlarına duyduğu ihtiyacı en iyi şekilde ve en kolay giderebilecek meslek gurubu da yine eczacılar olarak görülmekte. Bu gün eczacılar  yaşadıkları ekonomik kayıpları telafi edebilmek için, dermokozmetik , makyaj ve cilt bakımı ürünleri satmak yoluna başvuruyorlar.

Bu nedenle başlangıçta Marmara Üniversitesi Eczacılık fakültesinde başlayan klinik eczacılık dersleri, zamanla hemen hemen tüm eczacılık fakültelerine yaygınlaştı.  Bir çok özel hastane klinik eczacılık uzmanlarını istihdam etme çabasında.  Öte yandan klinik eczacılık yüksek lisansı yapmış uzman eczacıların yönettiği serbest eczaneler de halk sağlığına  katkı sağlamaya başladı. Fakat halen resmi olarak klinik eczacılar hak ettikleri mesleki haklara kavuşmuş değiller.

Yine de herkesin üzerinde birleştiği bir şey var ki o da Eczacılık mesleğinin geleceği branşlaşmakta ve uzmanlık dallarına ilginin artmasında. Klinik eczacılık, kemoterapi , nükleer tıp alanında uzmanlık, endüstriyel eczacılık popüler uzmanlık alanları olarak göze çarpıyor. Aşağıda çok değerli bir  uzman eczacımızın yazısına yer veriyorum.  Devamını Okumak için TIKLAYINIZ

Bioderma İle Küba Gezisi

Bioderma ile Küba gezisi

Havana-Küba

Havana’dan bir görüntü-Küba

Bioderma dermokozmetik ürünleri, Türkiye’deki başarılı Bioderma Bayi eczanelerini Küba gezisi ile ödüllendirdi.  Geziye katılan yaklaşık 40 kişilik gurup uzun süredir Bioderma markasının turlarını düzenleyen Dilan Tur organizasyonu ile muhteşem bir Küba seyahati tatmış oldu. Dilan Tur yetkilileri Aksel Bey ve Işıl Hanım hem sıcak kanlılıkları hem de tecrübeleri ile geziyi mükemmelleştirmeyi başardılar. Işıl Hanım’ın daha önceden de bildiğimiz mükemmel İspanyolca’sı ve Küba’da uzun süre konaklamış olması da gezi grubu için büyük bir avantaj oldu. Yerel rehber ve Türkiye için benim ikinci vatanım diyen bayan Blanca da herkesin gönlünü fethetmeyi başardı. Cilt bakımı ve güneş ürünleri konusunda büyük başarı sağlayan bioderma markası , eczacı gezilerinde de oldukç başarılı organizasyonlar gerçekleştiriyor.

Gezi 9 Haziran 2014 pazartesi günü  İstanbul-Paris aktarması ile Küba’nın başkenti Havana’ya uçuşla başladı. Paris’e yaklaşık 3 saat süren uçuş ardından 8 saatlik bir okyanus aşırı uçuşla Air France uçağı ile Havana’ya ulaşıldı. THY henüz Havana’ya doğrudan uçuş başlatmamış. Ancak yakın zamanda başlatması bekleniyor. Zira Küba Türkler tarafından oldukça sık ziyaret edilen ve Türkiye’nin iyi tanındığı bir ülke. Ülkeye girerken pasaport yerine vize kağıdına mühür basılmasını istemek gerekiyor. Çünkü standart uygulamada pasaporta mühür basılması nedeni ile ileride ABD vizelerinde  sorun yaşayanlar olmuş. ABD resmi olarak halen Küba ile sorunlu ve Küba’ya gidip gelenlere vize vermemek sıkça başvurdukları bir cezalandırma yöntemi. Bioderma gurubunun Küba’da olduğu günlerde ABD’de yaşayan 5 Kübalı’ın casusluk suçlaması ile tutuklanmış olması Küba Halkının büyük tepkisini çekmiş durumda. Öyle ki neredeyse her Kübalı bir Türk gördüğünde tereddüt yaşamaksızın tanıyor. Satıcıların büyük bir kısmı çat pat Tükçe öğrenmiş bile. Arkadaş hoşgeldin, Turko, Turki, İstanbul, Galatasaray çok bilinen kelimelerden. Gezide ziyaret edilen yerlerden biri olan, hediyelik eşyaların ve yöresel sanat eserlerinin satıldığı halk pazarında bizleri hayrete düşürecek şekilde Türkler’e karşı büyük bir ilgi ve yakınlık olduğunu hissetmemek  imkansız.

Muhteşem Rehberimiz Bayan Blanca

Muhteşem Rehberimiz Bayan Blanca

Küba ile ilgili ilk göz çarpan şeyler :

Küba ile özdeşleşmiş olan o eski Amerikan arabalarının yerini genelde Toyota, Hyundai, Lada vs gibi yeni otomobiller almış. Ülke turizme büyük önem veriyor ve bunun için Transtur adınd bir devlet şirketi kurulmuş. Yurtdışından gelen turistlere rehber ve araç hizmeti veriyorlar. Otobüslerin markası çoğunlukla YTONG ve Çin malı, ancak oldukça kaliteli ve konforlu olduklarını da belirtmek gerekir. Küba caddeleri iki taraflı tropikal ağaçlar ile çevrilmiş olduğundan otobüslerin tavanları ve özellikle klima eklentilerinin sık sık ağaç dalları tarafından dövülüp dalgın yolcuların yüreğini ağzına getirdiğini hatırlatmak isterim.  Mercedes, Audi hatta lüks arazili araçlar görmek artık sıradan hale gelmiş. Ancak yerel halkın araç sahibi olabilmesi ve yaklaşık 3 TL olan 1 litre akaryakıta para yetiştirmesi oldukça zor. Ülkede rüşvet ve devletten bir şeyler çalmak sıradan hayatın bir parçası haline gelmiş. Özellikle puro  fabrikalarında göz göre göre işçiler turistlere açıktan puro satıyor. bu konuyu ayrıca anlatacağım.Havana oldukça düzenli ve gerçekten temiz bir şehir. Şehirdeki bir çok yapı devrim öncesi yıllardan kalan Amerikan , Fransız ve İspanyollar tarafından inşa edilmiş. Yeni dönemde yapılan binalar olsa da Havana’ya asıl güzelliğini veren yapılar eskiden kalanlar. Şehirde geniş caddeler, parklar ve sık sık rastlanan geniş meydanlar göze çarpıyor. Devamını Okumak için TIKLAYINIZ

Probiyotik ve Prebiyotik maddeler

PROBİYOTİK VE PREBİYOTİK NE DEMEK ?

PROBİYOTİK VE PREBİYOTİK VÜCUDA NASIL FAYDA EDER?

 

 

Probiyotik bakteriler

Probiyotik bakteriler

Farklı sebeplerden ileri gelen ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan farklı oluşumlara karşı uzun yıllardan beri farklı antibiyotikler kullanılıyor. Antibiyotiklerin belli periyotlarda ve belli dozlardaki kullanımı sonucunda, metabolizmada gözlenen rahatsızlıklar tedavi edilebilmekte. Ancak zaman içerisinde kullanılan antibiyotik türleri ve bunların tedavideki dozlarının insan metabolizmasında yararlı faaliyetleri olan (özellikle de sindirimsel florada) mikroorganizmaları inaktive ettiği ya da sayısını azalttığı ve bunun sonucunda  normal floranın bozularak, vücutta antibiyotiklerden kaynaklanan bazı rahatsızlıkların (alerji, diyare, gaz  gibi) ortaya çıktığı belirlendi. Probiyotik ve prebiyotiklerin önemi de burada ortaya çıkıyor.

Bunun yanında bilim adamları günlük yaşamın getirdiği bazı olumsuzluklardan (çevrede olan ani değişmeler, su ve besinlerin kaliteleri, hayvansal ürünlerin aşırı miktarları, kafein, alkol kullanımı) ve farklı türdeki zararlıların  enfeksiyonlarından dolayı (sinirsel yorgunluk ve stres gibi) vücudun normal florasının etkilendiğini de ortaya koydular.

Probiyotik içeren gıdaların ne anlama geldiğini bilmek için, önce vücudumuzun normal bakterilerinden haberdar olmalıyız. Bağırsaklarımızda 100 trilyon kadar bakteri vardır ve bunların bir kısmeı faydalı bir kısmı zararlı bakterilerdir. Sağlıklı bireylerde faydalı bakteri sayısı fazladır ve bağırsaklarda besinlerin emilimini sağladığı gibi bazı vitaminler üretirler. Zararlı bakteriler ise çeşitli toksin denen zehirli ve sağlığa zararlı maddeler salgılar ve hastalık yapar. Bağırsaktaki faydalı bakteri sayısını artırabilmek içn probiyotikler kullanılabilir. Probiyotikler canlı organizmalar yani çoğunlukla bakterilerdir.

Prebiyotik ise daha farklıdır ve bunlar sindirilemeyen gıda parçalarıdır ve faydalı bakterilerin kolonda (kalın barsak) üremesini sağlar. Prebiyotik ve probiyotikler bir arada olursa bunlara sinbiyotik adı verilir. Probiyotikler bağışıklık sisteminin iyi çalışması, bakterilerden korunma, gıdaların sindirimi ve emilimi için gereklidir. Bu bakteriler vücutta bir denge halinde bulunurlar. Kullanılan antibiyotikler, vücuda giren diğer bakteri, mantar ve parazitler bu dengeyi bozabilir.

Vücudun doğal sindirimsel florasında bulunan ve organizma için yararlı olan bakterilerin gitgide sayılarının azalması, tamamen yok olması karşısında bilim dünyası bu yararlı florayı korumak ya da tekrar geri kazanmak için arayışa girmiş ve “Probiyotik mikroorganizmalar” farklı ürünler (mandıra ürünleri, meyve suları, çikolata ve et ürünleri) ile tüketime sunulmuşlardır. Dermokozmetik ürünlerde dahi probiyotiklerden elde edilen bazı maddeler kullanılmaktadır ( Seramid vb.)

Probiyotikler kapsül, toz ve gıda halinde olabilir. Probiyotik içeren gıdalar süt, yoğurt , kefir, peynir ve soya içecekleridir.
Probiyotikler bağırsak sağlığı açısından çok önemlidir. Laktoz intoleransına iyi geldiği gibi, bağırsaklardaki enfeksiyona karşı direnç kazandırır, seyahat ishallerine ( Turist ishali) iyi gelir, gaz ve şişkinliği azaltır.

Bağırsak hastalıklarında yoğurtta bulunan faydalı bakteriler her zaman yeterli gelmeyebilir. Bu nedenle bağırsak hastalıklarına ilave olarak probiyotik almak gerekebilir.

Probiyotiklerin faydaları

Probiyotiklerin faydaları

Bağışıklık Sistemine Etkileri

Probiyotik bakterilerin canlı hücrelerinin barsaklarda bulunmaları halinde, bağışıklık sistemini uyardıkları ve kuvvetlendirdikleri belirtilmiştir. Spesifik laktik asit bakteri suşları ile fermente edilen süt ürünlerinin tüketilmesiyle bağışıklığı artıran peptidlerin üretiminde artış olduğu ve bunlardan bazılarının antitümör etkinliğe sahip oldukları belirtilmiştir. Bağışıklık sisteminin uyarılmasıyla serumda IgA gibi antikorların artması virüs, Clostridium, E. coli gibi patojenlere karşı vücudun dirençliliğinin arttığı kaydedilmiştir.

Probiyotik ve Prebiyotiklerin Metabolizmaya Yardımcı Olmaları

Probiyotik bakteriler, gıdaların sindiriminde bağırsaklara yardımcı olurlar ve sağlıklı bir metabolik aktivitenin oluşmasına yardımcı olurlar. Bu şekilde beslenmeye ve büyümeye yardım ederler. Bağırsaklarda selüloz ve diğer sindirilemeyen gıda bileşenlerini parçalayarak sindirim sistemine yardımcı olurlar.

Bağırsak Mikroflorasının Korunması

Probiyotik bakteriler; yeni doğanlarda, antibiyotik kullanımında veya günlük yaşamın getirdiği koşullara bağlı olarak bozulan bağırsak mikroflorasının oluşmasına yardımcı olurlar. İstenmeyen bakterilerin, mayaların ve küflerin çoğalmasını kontrol altında tutarak bağırsak mikroflorasının bozulmasını engellerler.

Vitamin Üretimi

Probiyotik bakteriler bağırsak florasında yeterli sayıda bulunduklarında, vitamin ve amino asit sentezledikleri belirtilmiştir. Bu bakterilerin ürettiği vitaminlerin en önemlileri, tioamin (B1), riboflavin (B2), piridoksin (B6) gibi vitaminlerdir.

Menu Title