Basur Kanaması Deyip Geçmeyin

Basur (Hemoroid) hafife alınacak bir sorun değil.

Basur , hak arasında mayasıl adı ile de anılan bir makat hastalığıdır. Çoğu zaman ağrılı, bazen kanamalı geçen, kabızlıkla bağlantılı olabilen, anüs bölgesinde dışa sarkmalar, meme benzeri çıkıntılarla kendini gösteren bir hastalık.  Genetik yatkınlığın da önemi olmakla beraber , çoğunlukla düzensiz ve dengesiz beslenme, çok fazla oturarak ya da ayakta hareketsiz çalışmakla, özellikle bira , şarap benzeri mayalı alkollü içeceklerle bağlantılı olarak şiddetlenen bir sağlık problemi. Türk toplumunda her 3 kişisen 2’sinde hayatın belli bir döneminde basur ile ilgili sorun yaşanıyor.  Başlangıç aşamasında sıcak su oturma banyosu ve mutlaka doktor önerisi ile kullanılan bazı ilaçlar, kremler ile başarılı şekilde iyileşmek mümkün. Ancak bazen basur daha önemli başka hastalıklarla beraber de görülebiliyor.

Devamını okumak için TIKLAYIN

Ayak Bakımı Çok önemli

Ayak Bakımı gerekli ve çok önemli

 

Ayaklarınız nefes alsın

Ayaklarınız nefes alsın

Baharın gelmesi ile birlikte kışı zor şartlar altında geçiren ayaklarımızın da rahatlama mevsimi geldi.

Ayaktaki her noktanın bir organı temsil ettiği düşünülüyor, bu açıdan bakıldığında  ayak bakımının, genel vücut sağlığı açısından da ne kadar önemli olduğunu anlamak kolay.
Kışın gün boyunca çorapların, botların ve çizmelerin içinde kapalı kalan ayaklara da bahar bakımı yapmak gerekiyor. Çünkü soğuk kış günleri ayakları; şişme, kuruma, nasır, tırnak batığı ve topuk çatlakları gibi risklerle karşı karşıya bırakıyor. Bu nedenle uzmanlar, her zaman olduğu gibi bahar aylarında da ayaklara düzenli bakım yapmanın önemli olduğunu vurguluyor.

Sağlıklı ve güçlü adımlar için ayak bakımı şart

Sağlıklı bakımın ilk şartı; ayakların her gün ılık ve sabunlu suyla yıkanması ve parmak araları atlanmadan iyice kurulanması. Tüm cilt açısından olduğu gibi ayak sağlığında da nem çok önemli. Bunun için sabahları evden çıkmadan krem sürmek, geceleri ise vazelin gibi yağlı bir ürünle masaj yapmak, ayaklara ihtiyacı olan nemi sağlıyor.

Ayrıca yağlı krem veya jel sürüldükten sonra pamuklu bir çorap giyip uyumak, sabah yumuşacık ve zinde ayaklarla uyanmak anlamına geliyor.

TOPUK ÇATLAKLARINI ÖNEMSEYİN

Daha çok kuru ciltlerin problemi olan çatlaklar ise genellikle topuk ve ayak tabanında görülüyor. Çatlakların önüne geçmek için her banyodan sonra ponza taşıyla ölü deriyi temizlemek, çatlak bölgelere yağlı krem uygulamak ve ayakları yeterince nemlendirmek gerekiyor. Bu amaçla üretilmiş özel kremleri kullanabilirsiniz. Dr School Ayak bakım ürünleri tavsiye edebileceğimiz bir bakım serisidir. Bunun yanında eczane kaynaklı dermokozmetik ayak bakım ürünlerini tercih etmeniz öneriliyor.
Nasırlar ve düzelmeyen derin çatlaklar için cilt doktoruna başvurmak, ayak sağlığı açısından son derece önemli.
Ölü deriyi temizlemede ve kalınlaşan topukları yumuşatmada etkili olan peeling ayaklardaki kan dolaşımını artıran etkenler arasında. Ayaklardaki çatlakların ilerlemesi ise, hem ağrı hem de çatlaklardan vücuda giren mikropların enfeksiyon yapma riski açısından tehlikeli.

AYAKLARINIZA DEĞER VERİN

Öte yandan ayaklara masaj uygulamak da ayak sağlığı açısından önerilen bir durum. Çünkü masaj, ayak tabanındaki sinir noktalarının uyarılmasını ve dolayısıyla rahatlamayı sağlıyor.

Ayak Bakımında su çok önemli

Ayak Bakımında su çok önemli

TIRNAK BATMASINA KARŞI TEDBİRLER

Sürekli kapalı kalan ayaklarda oluşan bir diğer risk de tırnak batmaları. Bundan korunmanın yolu ise tırnakların kısa kullanılmasından ve ellerin aksine yuvarlak değil, düz kesilmesinden geçiyor.  Ayaklarınızı bir müddet ılık suda beklettikten sonra tırnak kesimi yapmak ve tırnak kenarlarını nemlendirmek çok önemli bir fayda sağlayacaktır.

Her gün aynı şampuanı kullanmak

Sürekli aynı şampuanı kullanmak doğru mu?

Lazartigue Şampuan

Saç bakımı ömür boyu sürmesi gereken bir bakım. Saç temizliği de bu bakımın en başında yer alıyor. Saç temizliğinde en çok kullanılan temizlik ürünü ise elbette Şampuanlar.  Bir çok farklı amaçla üretilmiş, farklı formüllere sahip şampuan mevcut. Bu şampuanlardan hangisinin size uygun olduğuna karar vermek için dikkat edilecek hususlar var. Ancak bundan daha da önemlisi sürekli aynı şampuanı kullanmak doğru mu? Her gün saç yıkayan biri iseniz her gün ayı şampuanı kullanmak ne kadar doğru? Bu sorulara yanıt vermeye çalışacağız.

Sabun ve şampuanın birbirinden farkı nedir?

Sabunlar yağ asitlerinin sodyum ya da potasyum tuzlarıdır. Yani bir yağ asidini Sodyum Hidroksit ile işleme tabi tutarsanız bildiğiniz klasik beyaz sabun, Potasyum Hidroksit ile işleme tabi tutarsanız arap sabunu dediğimiz sabun çeşidini elde edersiniz. Klasik sabunların temizleme gücü yüksek olsa da , özellikle cilt ve saç derisi için fazlaca aşındırıcı niteliklere sahip olabilirler. Bunun bir kaç sebebi vardır.  Birincisi sabun saç derisi için gerekli olan doğal yağ salgısı ve mineralleri alıp götürmesidir. Diğer bir etken ise cildin ph yani asitlik derecesi 5,5 olmasına rağmen klasik sabunların  daha yüksek ph seviyesine sahip olması sebebi ile  cildin doğal asit mantosunu , koruyucu bariyerini yıpratmasıdır. Bir başka olumsuzluk ise sabunların sudaki kalsiyum gibi  maddelerle  etkileşime girerek, saç ve deride sertliğe sebep olması, gözenekleri tıkamasıdır.  Bu sebeple sabun kullanan kimselerin yüz ve sırtlarında daha fazla akne oluşması riski söz konusudur. Bu nedenle saç bakımı açısından en mantıklısı şampuan ve özellikle dermokozmetik şampuan kullanmaktır.

Hangi Saça hangi şampuan?

Elbette her bir şampuan için hangi tipte saç için uygun olduğu zaten belirtiliyor. Burada dikkat edilmesi gereken şey asıl şu: Saçımız sürekli aynı özellikleri taşıyor mu?  Bazen saçımız daha kirli olur bazen ise sadece terlemişizdir. BAzen saçımızı çok yağlı hissederiz , bazen ise saç diplerimiz hassaslaşmıştır. Nasıl olur da sadece bir şampuan bu kadar farklı durumlara yanıt verebilir? Elbette bu imkansız.  O yüzden saçlarına özen gösteren herkesin saçlarını farklı hissettiği günler için özel bir kaç çeşit şampuanı bir arada bulundurması ve o anki durumuna uygun şampuanı  kullanmasını öneriyoruz.

Dökülme önleyici şampuanlar etkili mi?

Devamını okumak için TIKLAYINIZ

Aids Nasıl bulaşır

Aids Nasıl Bulaşır?

En kısa açıklama ile Aids’e yol açan HIV virüsü cinsel temas yolu, ya da kan yolu ile bulaşır. Bunun dışında diğer bir bulaşma yolu, doğum esnasında anneden bebeğe bulaşma ve emzirme yolu ile anne sütünden bebeğ bulaşma şeklindedir.  Kan nakli, cinsel ilişki, hastalık taşıyan bir başka kişinin kullandığı şırınga, ya da diğer kan ile temas eden aletleri kullanmak ta bulaşma riski taşır. Diş doktorlarının, acil servislerin, ameliyathanelerin, acil hizmeti veren görevlilerin ve ambulans çalışanlarının, hemşire, doktor ve diğer sağlık personelinin bu açıdan çok dikkatli olması gereklidir. Virüs ile temas eden kişide virrüs varlığı ancak 3-4 ay kadar sonra kesin olarak tespit edilebilir.  Fakat taşıyıcı kişi bu dönemde de hastalığı başkalarına bulaştırabilir. O yüzden şüphe taşıyan kişilerin korunmasız cinsel ilişkiden kaçınması ve asla kan ya da organ bağışında bulunmamaları gerekir.

AIDS Nedir?

Aslında Aids hastalığı HIV virüsü taşıyan kişilerde, virisün aktif hale geçmesi ve virüsün etkileri sonucu bağışıklık sisteminin çökmesi ile oluşan bir durumdur. Akut İmmün Yetmezlik sendromu olarak  tercüme edilebilir. Hastayı ölüme götüren şey, Virüsün kendisi değil, bağışıklık sisteminin çökmesi sonucu etkinlik kazanan fırsatçı enfeksiyonlardır.

HIV Virüsü kaç çeşit?

Aidse-yol-açan-hiv-virüsü

 

HIV virüsünün 2 tipi vardır.
HIV-1 dünyada en yaygın görülen AIDS hastalığına yol açan etkeni virüsüdür. HIV-2 ise nadir görülür, AIDS, bulaştığı vücutta, vücudu hastalıklara karşı koruyan bağışıklık sistemini zayıflatır ve hatta yok eder. Mikroplara karşı bağışıklığı yani direnci azalan vücutta, HIV’in yanında, çeşitli fırsatçı enfeksiyonlarda hastalıklara neden olurlar. Zatürree, cilt kanseri, bunama bunlardan bazılarıdır. Bazı kimseler yıllarca bu virüsü taşımalarına rağmen Aids safhasına geçmeyebilir ve sadece taşıyıcı olabilirler. Bu kişilere Aids hastası demek yerine HIV Pozitif ya da HIV + demek daha doğru olur.

•HIV virüsü, kan yoluyla, HIV/AIDS’li kişinin kan, kan ürünleri, doku veya organlarının nakliyle,
•Cinsel ilişki ile,
•Hamileliğinde HIV taşıdığının farkında olmayan anneden, çocuğuna bulaşır. En fazla bulaşma yolu da anne sütü ya da doğum esnasında kan temasıdır.

HİV virüsü taşıyan partnerle cinsel ilişki kuran kişi başka cinsel hastalık taşıyorsa (Bel soğukluğu, frengi, hepatit vs.) doku hasarı nedeniyle bulaşma riski katlanarak artar. Ayrıca partnerin yaşı, hastalığın evresi, ilişkinin şekli ile risk değişir. Kadınlarda menstrüal kanama zamanındaki ilişkide risk yüksektir. Ne kadar farklı kişi ile cinsel ilişki kurulursa HİV kapma olasılığı o denli artar. Anal ilişkiler de bulaşma riski açısından daha tehlikelidir.

HIV Virüsü CİNSEL TEMAS iLE NASIL YAYILIR ?
KADINLAR BU YOLLA ENFEKTE OLMAYA ERKEKLERDEN DAHA MI YATKINDIRLAR ?

HIV virüsü vücutta çoğalmaya başladıktan sonra bir çok vücut sıvısında görülür. Tükrük salgısı dahil olmak üzere, cinsel salgılar, sperm sıvısı ve kadın cinsel organında da virüse rastlanır. Korunmasız yapılan tek bir cinsel temasda bulaşma riski tam bilinmemekle birlikte, HIV’in erkekten kadına ve kadından erkeğe geçtiği kesin olarak bilinmektedir. Erkekten kadına geçiş mekanizması, kadından erkeğe geçiş mekanizmasına göre daha net olarak bilinmektedir. İnfekte erkeğin menisinin HIV içerdiği, bunun da büyük olasılıkla zaten meninin içinde bulunan lenfositlerin infekte hale gelmesi şeklinde olduğu düşünülmektedir. Vajinanın içine giren HIV’in viral çoğalmayı başlatabilmesi için kan dolaşımına girmesi gerekmektedir. Vajina dokusundaki  ufak çatlakların ve kılcal damaların virüsün kan dolaşımına girmesindeki esas yol olduğu tahmin edilmektedir. Bazı çalışmalar göstermektedir ki; kadınlar tek bir cinsel temas sonrası infekte olmaya yönelik olarak erkeklerden daha risk taşırlar. Bu fark, vajina mukozasındaki potansiyel virüs giriş yerlerinin, penis yüzeyinde bulunan virüs giriş yerlerine oranla çok daha fazla olması ve dolayısı ile vajinanın penise göre daha büyük miktarda bulaştırıcısıvıya maruz kalması ile açıklanmaktadır.  Devamını OKU

Bebeklerde idrar yolu enfeksiyonları ve banyo

Çocuğunuzu Yıkadığınız Sabun Ve Banyo Köpükleri Göz ve idrar Yolları Enfeksiyonuna Neden Olabilir

bebek-sabunu-banyosu
İdrar yolları enfeksiyonları çocukluk çağında, üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen sağlık problemidir. Her iki cinste ve her yaş grubu çocukta sıklıkla rastlanabilen bu şikayetler, zamanında belirlenip gerekli tedavi yapılmadığı takdirde; böbrek yetmezliğinden hipertansiyona, kansızlıktan büyüme geriliğine kadar pek çok kalıcı hasara neden olabilir. Çocuklarda genital bölgenin sabunla değil su ile yıkanması, ergenlik öncesi köpüklü sabunlar kullanılmaması gibi tuvalet ve banyo ile ilgili olarak alınacak birkaç tedbir ile bu rahatsızlıkların önüne geçilebilmektedir. Memorial Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Erdal Alkan “Çocuklarda görülen idrar yolu enfeksiyonları” hakkında bilgi verdi. Son kullanma tarihi geçmiş, kapağı açık unutulmuş, banyo sırasında içerisine kirli su kaçmış şampuanların ve sabunların da göz ve kulak iltihabına yol açma riski olduğunu asla akıldan çıkarmayın.

İdrar Yolu Enfeksiyonu Nedir?

Üriner sistem enfeksiyonu böbrekler ve mesanenin iltihabıdır. Mesanenin iltihabına “sistit”, böbreklerin iltihabına ise “pyelonefrit” denir. Pyelonefrit sistitten daha az görülmesine rağmen daha fazla zarar vericidir. Sıklıkla üretra (idrarın dışarı atıldığı kanal) dışındaki ciltten bakterilerin mesaneye ulaşması ile oluşur. İdrar yolu iltihabını tedavi etmek, böbrekleri korumak açısından önemlidir.

Üriner Sistem Enfeksiyonlarının Sıklığı Nedir?

Üriner sistem enfeksiyonları 5 yaşından küçük ateşli çocukların yüzde2’sinde saptanır, 1 yaşından küçük ateşli çocuklarda, kızların yüzde 8’inde, erkeklerin yüzde3’ünde ateşin nedeni üriner sistem enfeksiyonlarıdır.

Üriner Sistem Enfeksiyonlarının Nedenleri Nelerdir?

İdrar yolu iltihaplarının etkeni bakterilerdir. Bakteri mesaneye, idrarın dışarı atıldığı kanaldan girer. Genelde üretra girişini tahriş eden etkenler (bilinen tahriş edici maddeler, banyo köpükleri ve şampuanlardır), bakterilerin buradan içeri girmesini de kolaylaştırır.
Bazı risk faktörleri çocuklarda üriner sistem enfeksiyonuna zemin hazırlar. İdrarın mesaneden üreterler boyunca böbreğe doğru anormal geri kaçışı, üriner sistem tıkanıklıkları, çeşitli anatomik ve fonksiyonel bozukluklar ile enfeksiyona yatkınlık görülebilir. Yabancı cisimler, mesaneye, üreterlere yerleştirilen kateterler, kabızlık, banyo köpükleri ve sünnetsiz erkek çocuklarda fimozis (sünnet derisinin geriye kıvrılmaması) mesanenin bakteri ile temasına neden olur. Okul çocuklarında sık görülen idrarı eve saklama eylemi de idrar yolu enfeksiyonlarının nedenlerindendir. Çocukların sosyal tuvaletlerde uyulması gereken hijyen kuralları konusunda ve idrarlarını uzun süre tutmalarının sağlıkları için sorun oluşturabileceği konusunda eğitilmeleri gerekir.

Devamı için TIKLAYINIZ

Kafein bağımlılığı

Çay kahve neden bizim için vazgeçilmez bir ihtiyaç haline geliyor?

Kahve ve çayda bulunan en güçlü kimyasal bileşenin kafein olduğunu biliniyor.  Kafein, günümüzün günlük yaşantısının vazgeçilmez  bir parçası haline geldi. Ancak günde 4 ile 7 fincan arasında değişen kahve tüketiminin, kişide huzursuzluk, sinirlilik, baş ağrıları gibi problemleri doğurduğu bilimsel bir gerçek .

Kafein, alkoloid grubunun azotlu organik bir moleküldür. Bir çok bitkide bulunan kafeinin toksik dozu, 10 gramdır.  Gereğinden çok kahve tüketimi bilinenin aksine, kişide uyarıcı etki yaratmaz; sinirsel uyarıların algılanmasında yavaşlamaya ve uyuşmaya neden olur.  Kişide keyif verici bir hal yaratması, bağımlılık yapan özelliğinin temel kaynağıdır. Kafein, 200-400 mg alındığında dikkati artırır, yorgunluğu baskılar.  Kafeinin uykuyu kaçırma, fiziksel direnci artırma, psikomotor ve düşünsel performansı artırma gibi etkileri de vardır. Bu açıdan kafein bağımlılığı incelenmesi gereken bir konudur.

Çay

Çay

Kafein’in etkileri neler?

Merkezi sinir sisteminde uyuşukluk ve zihin yorgunluğu giderici etkisi vardır.

Yüksek dozda konvülsiyon (sara nöbeti) oluşturur.

Solunum sistemini uyarır, kalp atış hızını artırır.

Tansiyonu hafif derecede yükseltir. Bu nedenle yüksek tansiyon hastalarının çokça çay kahve tüketmesi doğru değildir.

Hafif idrar söktürücü etkisi vardır.

Kas, sinirler ve mide salgısını uyarıcı, metabolik hızı artırıcı etki yaratır. Mide rahatsızlıklarını ve reflüyü tetikleyebilir.

Orta düzeyde alındığında (200-300 mg) iştah artırır. Kafein, genellikle bağımlılık oluşturmaz. Ancak fazla kahve içenlerde ilaç bağımlılığının temel belirtileri ortaya çıkar. Yapılan deneylerde kafeinin fiziksel bağımlılık oluşturabildiği tespit edilmiştir. Bu durumda kafeinin kesilmesi, çevreye ilginin azalması, huzursuzluk, baş ağrısı, zihinsel odaklanma yeteneğinin azalması ve kaygı bozukluğu gibi etkilere neden olmuştur.

Ne Kadar Kafein? Bu sorunun cevabı net değil. Her bireyin kafeine karşı toleransı eş olmayabilir. Kafein, vücuttan çok hızlı emilip dağılım gösterir. Vücutta veya dolaşımda birikmez, ancak alınımından saatler sonrası idrarla atılır. Bizim önerimiz bağımlılığınızı bir anda terk etmemek. Aksi takdirde, baş ağrısı, uyku hali, depresyon ve bulantı ortaya çıkar. “Gerçekten Zararsız mı?” Aşırı kafein alımı, hatta bağımlılık bile yeterince zararsız görünse de ciddi bir yan etkinin olduğunu unutmamalıyız. Kolalı içeceklerin metale verdiği zarar, deneysel olarak gösterilirken midemize verdiği hasarı hayal bile edemeyiz. Bu içecekler kafein bağımlılığını tetikledikleri gibi içerdikleri şeker veya tatlandırıcılarla da diyabet, koroner damar hastalığı, depresyon ve uykusuzluğa yol açabilir.

Kafein

Kafein

kafein

Susuzluğunuzu Gidermek İçin Su için

Her boğazınız kuruduğunda çay, kahve ya da diğer meşrubatlardan tüketmek doğru değil.

Susuzluğunuzu dindirmek üzere kafeinli içecekleri tercih etmek, idrar yapımını artırıcı etkileri nedeniyle, vücudunu sıvısız bırakacaktır. Bu nedenle susuzluğunuzu su içerek gidermek sağlıklı, kafeinsiz, kalorisiz, ucuz ve de kolay ulaşılabilir bir yöntemdir. Sağlıklı beslenme kuralların ilki yeterince su tüketmektir.

Kahve

Kahve

Kafein Selülit yapar mı?

Uzmanlar ağız yolu ile çay, kahve gibi içecekler ile fazla miktarda kafein almanın  özellikle kadınlarda selülit belirtilerini arttırdığını söylüyorlar. Fakat kafein haricen cilde uygulandığında ise selülit görünümünü azaltmakta etkili oluyor. Çoğu selülit kreminde kafein ya da türevleri etken madde olarak bulunmakta.

Çay kahve başka ne gibi yan etkilere sahip?

Hem çay hem de kahve tanen, polifenoller gibi farklı kimyasalları da içerirler. Bu maddelerin bir kısmı özellikle demir emilimini olumsuz yönde etkilerler. Bu nedenle aşırı çay, kahve tüketimi  kansızlık sebebi olarak ortaya çıkabilir.  Bunun yanında bol şekerle içilen çay-kahve vücudun karbonhidrat metabolizmasının da bozulmasına yol açabilir. Uzun süre ocakta kalan bayat çay istenmeyen bazı maddelerin çözünmesi sonucu daha da zararlı hale gelebilmekte. Bu nedenle 20 dakikadan daha uzun süre ocakta kalan çayı tüketmek çok doğru değil.

 

 

 

 

Ofis ortamında egzersiz

Ofiste işte egzersiz dönemi başlıyor.

masa-altı-pedalSon zamanlarda yapılan araştırmalar, tüm gün masa başında çalıştıktan sonra akşam 1 saat egzersiz yapan kimselerin, aynı şartlarda çalışıp hiç egzersiz yapmayan kimselere göre, aslında beklenenin tam tersine daha çok zarar gördüğü şeklinde şaşırtıcı sonuçlar veriyor.

Uzmanlar bu durumu metabolizmanın ve vücudun tüm gün oturarak çalışmanın ardından yoğun egzersiz yapılması durumunda uyum problemi yaşadığı ve adeta şaşkınlık yaşadığı şeklinde yorumluyorlar. Yapılan egzersizler çoğu zaman vücudu şekillendirmek bazen kilo vermek dışında kardiovasküler riski azaltmak ve insülin direncini kırmak konusunda çoğu zaman yardımcı olmuyor.

Doğru egzersiz ve yaşam tarzı nasıl olmalı?

Yaradılışa uygun olan yaşam tarzının toplam egzersizi gün içerisine yaymak ve metabolizmayı sürekli ayakta tutmak olduğu söyleniyor. Ofis çalışanları için denenen bir egzersiz yöntemi bu konuda oldukça uygun bir çıkış yolu gibi görünüyor. Bu yönteme göre 3-5 dakikalık 4 seans halinde uygulanan egzersiz ile hem metabolizmayı hızlandırmak, hem insülin direncini kırmak hem de akciğer kapasitesini arttırmak mümkün.

 

kondüsyon-bisikleti

Bu egzersizi ofis ortamında yapabilmek için en uygun  kondisyon aleti bisiklet. Bir kondisyon bisikleti ile 3-5 dakikalık yoğun efor sarf edilen ve her bir seansın son 20 saniyesinde tüm vücut gücünü kullanarak yapılan bu çalışma ile terlemeye bile gerek kalmadan sağlıklı bir egzersiz yapmak mümkün oluyor.  Bu uygulamaya 6 hafta devam eden kişilerin çoğunluğunda klinik olarak anlamlı düzelmeler izlenmiş.  Uzmanlar kapalı ortamda ve masa başında çalışanlar için uygun egzersiz aletlerinin ofislerde bulundurulmasının ileride yasal zorunluluk haline getirilmesi için çalışmaya başlamışlar bile.

 

Vücutta açlık hissini uyandıran Ghrelin ve tokluk hissi veren Leptin isimli birbirinin karşıtı iki horman bulunmakta. Leptin hormonu yağ yakımını hızlandıran metabolik faaliyetleri başlatan hormon olarak ta biliniyor. Ghrelin ise kan şekerinin düşmesi ile tetiklenen bir açlık ve yeme hissi uyandırıyor. İnsülin direncinin kırılması ve kan şekerinin dengelenmesini sağlayan egzersiz ve beslenme metotları Leptin dengesinin kurulmasını takiben yağ yakımını da hızlandırıyor.

Yukarıda anlatılan yöntemle günde 3-4 kez en fazla 5 dakikalık efor harcayarak formada kalmanız ve sağlığınıza oldukça önemli katkılar sağlamanız mümkün.   Sağlıcakla kalın..

Ecocert Sertifikalı bakım ürünleri

Organik cilt bakımı ve Ecocert Sertifikası

Organik gıdalar kadar, organik cilt bakımı ve makyaj ürünleri de son yıllarda her geçen gün biraz daha fazla ilgi çekiyor. Organik bakım ürünleri popüler oldukça bu yolla haksız kazanç elde edenler de çoğalıyor. Organik olduğunu iddia eden ancak Organik hatta doğal olmaktan çok uzak olan markalar ve kalitesiz ürünler de mevcut.

Bir cilt bakım ürünün organik sayılabilmesi için aranan ilk şart  elbette doğal içeriklerden oluşması. Doğal içerik demek o içeriğin organik olduğu anlamına da gelmiyor. Bu içeriğin sertifikalı organik olması tüketici açısından en önemli güvence.  Bir kozmetik ya da dermokozmetik ürünün organik sertifikalı olabilmesi için  büyük oranda sertifikalı organik içermesi gerekiyor. Bu da yetmiyor ürünün ambalajı, hatta broşürlerinin dahi doğa dostu maddeler kullanılarak üretilmiş olması şart.

Natures Organic Cilt Bakım Ürünleri

Sahte organik bakım ürünlerinden kaçının

Organik içerik

Organik içerik

 

Ürettikleri ürünün içerisine az miktarda sertifikalı organik madde katarak, sanki ortaya çıkan kozmetik ürünü tamamen sertifikalı ürünmüş gibi tanıtan firmalar da oluyor. Aslında bu gibi ürünleri sertifikalı organik içeren ürünler demek daha doğru iken, bazı firmalar organik kelimesinin arkasına sığınıp tüm ürünü organikmiş gibi göstermeyi tercih ediyor.

Bu logo ya da Certified Organic İngredients, o ürünün içeriğinde bir miktar organik ürün olduğunu gösterir, ancak ürünün tamamen organik sertifikalı olduğu anlamına gelmez. Söz gelimi klasik bir şampuanın içerisinde %1 oranında organik sertifikalı ısırgan otu tohumu yağı vardır. Bu ürün tamamen organik değil ancak organik madde içeren bir kozmetiktir.

Ecocert

Ecocert

Devamını okumak için TIKLAYINIZ

Eczanede ilaca ödenen para artıyor

İlaç katkı paylarında vatandaşın cebinden çıkan para artıyor.

SGK

SGK

İlaç bedellerinin  SGK tarafından ödenmesi ile ilgili yapılan yeni düzenleme, 2 konuyu ön plana çıkarıyor. Birincisi ve en önemlisi hastaların artık ilaca daha fazla para ödeyecekleri, diğeri ise kronik hastalıklarda reçete yazım süresinin kısalması. Yani hastalar eskiden 3 aylık ilacı  bir reçetede alabiliyorken, artık  bu süre kısalıyor.
Son bir haftadır ilaç fiyatları ve kullanımı konusunda önemli değişiklikler yaşandı. Bu yenilikler geçtiğimiz günlerde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişiklikle gündeme geldi. Milliyet’ten Cem kılıç, ilaçtaki değişikliklerle ilgili merak edilen konuları haberine taşıdı.

İLAÇTA TABAN FİYAT NASIL ETKİLER?

SGK’nın yeni düzenlemesiyle bazı eşdeğer ilaç gruplarında hastalarca ilaca ödenen rakamlarda artış olacak. Bu artışın temel sebebi, SGK’nın halen uygulamakta olduğu bant fiyat uygulamasının yanında bundan böyle taban fiyat uygulamasının da devreye girecek olması. SGK, bant fiyat uygulamasında, eşdeğer yani aynı etken maddelere sahip gruptaki ilaçlardan en ucuzunun üzerine yüzde 10 katkı yapmakta idi. Şimdi bazı ilaç gruplarında bundan vazgeçecek ve taban fiyat uygulayacak, yani yüzde 10 katkıyı bu ilaç gruplarında yapmayacak. Diğer yandan bant uygulaması ilaç gruplarının büyük bir bölümünde halen daha devam ediyor ve SGK yüzde 10 katkıyı bu ilaçlarda yapıyor. Katkı yapmadığı ilaç grupları şimdilik sınırlı olacak ve sadece bu ilaç fiyatlarında artış yaşanacak. Ancak SGK’nın yaptığı yüzde 10’luk katkının zamanla tüm eşdeğer ilaçlardan kaldırılması da planlanmakta. Bu şekilde toplam ilaç harcamalarında hastaların eczane ziyaretlerinde ödedikleri toplam ücret tekrar artmış olacak.

Genel Sağlık Sigortası (GSS) Genel Müdürü İsmet Köksal yaptığı açıklamada eşdeğer ilaçların birbiriyle aynı olduğuna vurgu yapıp, dünya örneklerinde de eşdeğer ilaçlara aynı rakamın ödendiğine işaret ediyor. Köksal, uygulamadaki amacın tasarruf yapmak olmadığının altını çizerek, “Artık aynı etken maddeli ilaca aynı parayı ödüyoruz, ‘Bu ikisi aynıdır’ diyoruz. Bunu da diyen biz değil, otorite olarak Sağlık Bakanlığı’dır” diyor.

Aslında bu görüşe katılmamak imkânsız. İlaç harcamalarının çok hızla yükseldiği bir ülkede, gelecekte de ilaç harcamalarını karşılayabilmenin tek yolu akılcı ilaç uygulamalarından geçiyor. Fakat diğer yandan piyasada bulunmayan, ithal edilmeyen, ulaşılması imkansız eşdeğer ilaçların fiyatlarının baz alındığı durumlar da yaşanmıyor değil. Bu durumda bazı ilaçlarda anormal fiyat farkı çıkarken , hastaların fiyat farkı ödememek için alabileceği daha ucuz eşdeğer bulmak imkansız.

Eczane

Eczane

İLACA 15 MİLYAR TL HARCAMA
2014 yılında SGK’nın ilaç harcamalarının 15 milyar TL’nin üzerine çıkacağı ifade ediliyor. Türkiye’de ilaç harcamaları sürekli artış gösteriyor olmakla beraber, ilaçta bilinçli kullanımın olmadığı da görülüyor. Bir araştırmaya göre, evlerde bulunan ilaçların yüzde 32’lik kısmı kullanılmamış, ayrıca antbiyotik kullanımında yapılan yanlışlar, özelikle ilaçların zamanından önce kullanımına son verilmesi de hastalıklarla mücadelede zayıf kalınmasına neden oluyor.

İLAÇ ENDÜSTRİSİ NE DİYOR?

İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası (İES), SGK’nın yaptığı son değişikliklerin haberleri olmadan yapılmasının doğru olmadığını savunuyor. Endüstriye göre,
– Uygulama kapsamına alınan gruplardaki ürünler için hızla yeni bir fiyat erozyonu yaşanabilecek ve bu ürünlerin pazarları emtialaşabilir.
– Üreticiler pazarı ele geçirmek adına irrasyonel ve yanlış fiyatlamalara gidebilir.
– Hızla emtialaşan bir pazarda ürün kalitesi ve çeşitliliği hızla gerileyebilir.
– Buna bağlı olarak gelecekte arz sıkıntıları ortaya çıkabilir.
– Tasarruf amacıyla yapılan bu uygulama sonunda pazardan yok olan emtialaşmış/değersiz ürünlerin yerini çok daha yüksek fiyatlı ürünler alabilir.

Sonuç olarak, SGK’nın son düzenlemesi sınırlı bir ilaç grubunda katkı payı artışı yaratabilir. Ancak, bu artış tamamen hastanın tercihleri ile ilgili. Aynı etken maddelere sahip, aynı tedavi sonuçları yaratan ilaçlar için farklı fiyatlar çıkması piyasa koşuları için normal kabul edilse de ülkedeki en büyük ilaç alıcısı olan SGK için, aynı sonucu doğuran iki ilaçtan birine daha fazla para ödüyor olmak anlamlı gelmiyor. Vatandaşın cebinden çıkan 1 TL fazla para, aynı zamanda devletin de kaybı olabiliyor. İlaç piyasası ve eczane gelirlerindeki düşüş eczacılık mesleğinin geleceği hakkındaki kaygılar, eczacıları cilt bakımı ve makyaj alanına yönelmeye sevk ediyor. Bu durumda da eczacıların asıl görevlerinden uzaklaşması sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürüyor.

EŞDEĞER İLAÇ NE DEMEK?

İlaçlar referans ilaç (orijinal) ve eşdeğer ilaç (jenerik) olmak üzere ikiye ayrılır. Eşdeğer ilaçlar, referans ilaçlarla aynı özelliklere sahip olduğu, dolayısıyla, hasta üzerinde aynı tedaviyi sağladığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanan ve referans ilaçların koruma süreleri bittikten sonra satışa sunulan ürünlerdir. Bir eşdeğer ilaç, referansıyla aynı etkinlik, kalite ve güvenilirliktedir. Referans ilaç, inovatör firma tarafından geliştirilerek patent koruması altında pazara verilen ilk üründür. Koruma süreleri bittikten sonra bu ürünler referans alınarak eşdeğer ilaçlar üretilir. Eşdeğer ilaç ile orijinal ilaç arasında tedaviye etki bakımından hiçbir fark yoktur.

KRONİK HASTAYA 3 AYDA BİR REÇETE

Kronik hastalığı olanların ilaç kullanımlarında önemli bir değişiklik yapıldı. Buna göre, SGK, 1 yılda 2 kere reçete yazılması yerine bu sayıyı 4’e çıkardı. 6 ay yerine 3 ayda bir reçete yazılacak olması, özellikle evinden çıkamayacak derecede hasta olanların yakınları tarafından eleştirilmekte. Ancak yetkililer, aile hekimliği uzmanlarının da bu ilaçları yazabileceğini, hatta hastanın ayağına giderek reçete yazabileceklerini, dolayısıyla doktora erişimin bu kadar kolaylaştığı bir ortamda sorun olmayacağı görüşündeler. Açıkçası, suiistimallerin ortadan kaldırılması bakımından 3’er aylık reçete yazımı akla daha yatkın görünüyor.

İLAÇTA KATKI PAYI 2 KATINA ÇIKIYOR MU?

Bu sorunun cevabını bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki, aynı etken maddeyi aynı dozda içeren 3 tansiyon düşürücü ilaç var (A, B ve C ilaçları). Bu ilaçlara eşdeğer ilaçlar deniyor. Yani isim ve marka dışında hiçbir farkları yok. Aynı tedaviyi sağlıyorlar. Bu ilaçlar sırası ile 10 TL, 12 TL ve 15 TL olsun. (A=10TL, B=12TL ve C=15TL). Dolayısıyla bu gruptaki en ucuz ilaç bedeli 10 TL. Şimdi bu ilaçlar için hastaların ödeyeceği fark ücretleri yapılan değişikliğe kadar şu şekilde hesaplanıyordu: SGK, 10 TL’lik bu en ucuz A ilacının yüzde 10 fazlasına kadar ödüyordu. Yani 10 TL+yüzde 10= 11 TL ödüyordu. Eğer hastanın reçetesinde A ilacı yazılı ise hasta eczanede fark ödemiyordu, B ilacı yazılı ise hasta 12TL-11 TL= 1TL fark ödüyordu, C ilacı yazılı ise 15TL-11TL= 4TL fark ödüyordu. Ya da fark ödememek için 10 TL’lik A ilacını tercih edebiliyordu. İşte buna bant aralığı uygulaması deniyordu. Bu uygulama bazı ilaçlar için önümüzdeki günlerde devam edecek.

1 EKİM’DE GEÇERLİ
Yeni sistemde ise (1 Ekim 2014 itibariyle), bant aralığı uygulamasının yanı sıra bir de taban fiyat uygulaması hayata geçecek. Taban fiyat uygulamasıyla devlet örnekte yer alan gruptaki 10 TL’lik en ucuz A ilacının bedeli kadar ödeyecek, daha fazlasını ödemeyecek. Yani eğer hastanın reçetesinde B ilacı yazılı ise hasta 12 TL10 TL= 2 TL fark ödeyecek. 15 TL’lik ilaç yazılı ise 15 TL10 TL= 5 TL fark ödeyecek. Ya da yine fark ödememek için 10 TL’lik A ilacını tercih edebilecek.

Yukarıdaki örnekten devam edecek olursak; eğer hastaya B ilacı reçete edildiyse ve hasta bu ilacı almak istiyorsa, eskiden 1 TL fark ödüyordu, artık 2 TL ödeyecek, yani evet fark 2 katına çıkacak. Ancak, hastaya C ilacı reçete edildiyse ve hasta bu ilacı almak istiyorsa, eskiden 4 TL fark ödüyordu, artık 5 TL ödeyecek, yani fark 2 katına çıkmayacak, 1 TL artış olacak. Diğer yandan, hastaya B ya da C reçete edildiyse ve hasta A ilacını almayı kabul ediyorsa, eskiden olduğu gibi şimdi de fark ödemeyecek.

Hemen ifade edelim; SGK bürokratlarının yapmış oldukları hesaba göre, yeni uygulama hiçbir zaman iki kat fark ücretine neden olmayacak, en fazla 0.75’lik bir artış sınırlı bir ilaç grubunda yaşanacak.

Cilt lekelerinden kurtulun

Cilt lekeleri- Güneş lekeleri

Cilt Lekeleri

Cilt Lekeleri – Hiperpigmentasyon

Yaz boyunca yoğun güneş ışığına maruz kaldınız. Eğer cildiniz hassas ve lekelenmeye eğilimliyse, siz de düzenli güneş kremi kullanmayı ihmal ettiyseniz cildinizde lekeler oluşmuş olabilir. Güneş ışığı gibi cilt üzerinde lekelere sebep olan yapay ışıklar da mevcut.

Ciltleri lekelenmeye en müsait olanlar hamileler ya da hormon içeren ilaç kullananlar. Örneğin doğum kontrol ilaçları ya da adet düzenleyiciler. Öte yandan normal yaşamınızı güneşten uzak kapalı alanlarda geçiriyorsanız, arada bir güneşe çıkıp doğrudan güneş ışığına uzun süreli maruz kalıyorsanız o zaman sizin cildiniz de güneşe hazırlıksız yakalanan şanssız ciltlerden olacak.

Aslında yaratılış gereği hepimiz güneşe karşı doğal bir koruma kalkanına sahibiz.  Ancak bu koruyucu kalkan güneş ışığı ile temas ettikçe etkin hale geliyor.  Normal bir mevsimsel döngü içerisinde kıştan çıkarken her geçen gün biraz daha yoğun güneş ışığı ile temas ederek bu doğal koruyucu kalkanın yeterince rahat oluşması önemli. Ancak günümğz insanı gündüzü kapalı ortamlarda çalışarak geçiriyor, hatta eğlenceler dahi kapalı ortamlarda yapılıyor. Derken aniden bir gün güneşe maruz kalırsanız, o zaman hazırlıksız cilt ister istemez lekeleniyor.

Cilt lekeleri nasıl tedavi edilir.

Güneşten korunmak için en az spf 50 kremler kullanmanız lekelerin derinleşmemesi için önemli. Bunun yanında hiperpigmentasyonu önlemek için kullanılan bir çok krem ve serumlar mevcut.

Bu ürünlerden bir kısmı melanin sentezini engellerken, bir kısmı ise renk açıcı özelliklere sahiptir. Aynı zamanda cilt yüzeyini yenileyici soyucu maddeler ve antioksidan maddeler içerirler.  C vitamini leke tedavisinde oldukça sık kullanılan ve dermokozmetik cilt bakımı ürünlerinde çok sık kullanılan bir antioksidan maddedir.

Eczane kaynaklı dermokozmetik ürünlerde glikolik asit, glikolaktik asit, Ascorbik asit gibi etken maddelere sık sık rastlarsınız.

Şunu asla unutmayın, lekeye yatkın ciltler için iyi bir güneşten koruyucu ürün kullanmak şarttır. Leke giderici tedavi için en uygun zaman ise eylül sonu gibi başlamaktır.

Devamını Okumak İçin TIKLAYINIZ

Eczacı aranıyor

Eczanede çalışmak üzere eczacılar aranıyor !

Eczacılık

Eczacılık

Eczacı çalıştırma zorunluluğu

Türk Eczacıları Birliğinin talebi üzerine harekete geçen Sağlık Bakanlığı Eczacılık Fakültelerinden mezun olan ancak eczane açmak istemeyen ya da açamayan eczacıları istihdam etmek üzere, yüksek ciro yapan eczanelerde her 2 milyon TL’lik ciro için fazladan bir eczacı çalıştırma zorunluluğu getirdi.  Yani yıllık cirosu 2 milyon TL den düşük olan eczanelerde eczacılık hizmetleri  eczane sahibi olan eczacı tarafından yürütülürken, 2 milyonu geçen eczaneler ilave 1 eczacı , 4 milyonu  geçen eczanelere ilave 2 eczacı daha çalıştırmak zorunda olacak. Bu hesapla hazırlanan listede, Ankara’da bir tıp fakültesi karşısındaki eczanenin 12 ilave eczacı çalıştırma zorunluluğu ortaya çıkmış. Yine 7-8 hatta 10 eczacı çalıştırma zorunluluğu gelen eczaneler var.  12 eczacı çalıştıracak olan eczanedeki bankonun genişliği 6 metre. Yani metreye 2 eczacı düşen bir eczane düşünün .  Eczanenin sahibi de kendisine ayrı bir yer bulur artık.  Öte yandan eczanede yer kalmadığı için para bozdurmaya, çay söylemeye de en kıdemsiz eczacı gider gelir. Şaka bir yana yüksek cirolu eczanelerin çok yüksek kar oranları ile çalışmadığını her eczacı biliyor. Kademeli kar marjı denilen fiyatlandırma yöntemi uygulanmaya başladıktan sonra,  dördüncü, beşinci kademe ilaçlarda eczacıların karı  çoğu yerde işletme giderlerini karşılayacak rakamların dahi altına düşüyor. Bürüt %7’lere kadar düşen bir karlılık söz konusu.  Bir kısım eczane ise yüksek cirolara ilaç ya da reçete karşılığında değil, parfüm, dermokozmetik ve ıtriyat satışı ile ulaşmakta.  Yani doğrudan bir eczacı tarafından yürütülmesi zorunlu olmayan satışlar sonucu oluşan ciro, eczaneye eczacı çalıştırma zorunluluğu olarak geri dönüyor.

Eczane Eczacısı ne iş yapar?

Eczane eczacılarına devlet tarafından yüklenen görev reçete karşılığı ilaç karşılama görevidir. Bunun dışında eczanede eczacı olmayı gerektiren bir görev yoktur.  İlaçların reçetesiz satışı zaten yasal olarak mümkün değildir. Reçetesiz satılan ürünlerin satışı için ise eczacı olma zorunluluğu yoktur.  Gerçi son zamanlarda bazı medikal malzemeleri ve takviye edici gıdaları satabilmek için gerekli şartlarla ilgili bir yönetmelik hazırlanmış ve resmi gazetede yayınlanmıştı. Buna göre tıbbi cihaz sayılan bazı medikal malzeme ve destek ürünlerinin satışını yapabilecek kimseler arasına eczacılar da alınmıştı. Ancak aynı kategoride tıbbi sekreterler de var. Dolayısı ile çalıştırılması gereken eczacı sayısı hesaplanırken, eczanenin toplam cirosuna değil, ilaç satışına bakılması gerekir. Kaldı ki ilacın pahalı olması o ilacın satışı ile ilgili daha fazla eczacılık mesaisi ya da daha fazla mesleki bilgi gerektirdiği düşünülemez. Yani asıl göz önünde bulundurulması gereken şey eczacının ortalama olarak hizmet verdiği hasta sayısıdır. Her ne kadar Sosyal güvenlik kurumu bunu bir hizmet olarak görüp  karşılığında doğru düzgün bir ödeme yapmıyor olsa da eczacıların asıl yaptığı, sağlık danışmanlığı ve ilaç kullanım yönetimidir. Buna eczacılık biliminde farmasötik bakım denmektedir. Hastanın ilaçlarını doğru  olarak kullanması, ilaç yan etkilerinden ve ilaç etkileşimlerinden korunması, hastalığının seyri ile bağlantılı şekilde doğru bir ilaç kullanım yönetimi uygulanması konusunda eczacılar önemli görevler alırlar. Bu gün için SGK eczacılara bu hizmet karşılığında 25 kuruş gibi bir bedel ödemektedir.  Bir eczacının eczacı teknisyenleri ile beraber bir  günde ortalama 150 reçeteyi bu hizmetleri aksatmadan vermesi mümkündür. Bu sayının üzerine çıkıldığında ya hizmet aksar ya da sadece ilaç satışına dönüşür, bilgilendirme ve danışma hizmeti verilemez hale gelir.  Kaldı ki ülkemizde bir dahiliye uzmanı hekim de günde 130 hasta bakmakta.  Elbette bu sayı düşürülmeli ve hizmet kalitesi arttırılmalıdır.

Kozmetik satan eczane neden daha çok eczacı çalıştırsın?

Devamını okumak için TIKLAYINIZ

3 saat diyeti

3 saat diyeti ile kilo verin

3 saat diyeti ile zayıflayın

3 saat diyeti ile zayıflayın

 

Peygamber tıbbı olarak ta bilinen Tıbbun nebevi kitaplarında da önerilen iki öğün arasında en az 2 saat hiç bir şey yemeden ve içmeden zaman aralığı bırakmak kuralına benzeyen bir zayıflama yöntemi de New York’tan geldi. Ben şahsen peygamber efendimize ait bu kuralı uygulayarak müthiş şifa bulmuş ve metabolizmamı buna göre adapte etmiştim.

New York Times bestseller listesinde de yer alan Üç Saat Diyeti’ne göre aç kalmak ya da en sevdiğiniz yiyecekleri hayatınızdan çıkarmak, kilo vermeyi ve bu kiloları sonsuza dek uzakta tutmaya yetmiyor. Başarılı bir diyet sırrı, zamanlama. Yani önemli olan hangi gıdaları yediğiniz değil, ne zaman yediğiniz.

Öğünlerinizin arasına üç saatten uzun bir sürenin girmesine izin vermeyin. Bu şekilde haftada 1 kilo kaybedin.

Bilim adamları, “üç saat” kuralının doğruluğunu kanıtlayan birçok araştırmaya imza attı. Uzmanlara göre öğünlerin arasına üç saatten uzun bir süre girdiğinde, doğal açlık savunma mekanizması harekete geçiyor. Vücut açlık yaşadığını varsayarak, metabolizmanın devamlılığını garanti etmek için kalori bakımından zengin yağ dokularını koruma altına alıyor ve bunun yerine enerji üretmek için kas dokusunu kullanmaya başlıyor. 6 öğünlü program Öğün aralarında üç saat bırakmanın açlık savunma mekanizmasının aktif hale geçmesini önlemeden başka yararları da bulunuyor. ABD’deki Georgia Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmalar, öğün aralarında üç saatten uzun bir süre bırakan sporcuların vücutlarındaki yağ oranının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Hem de yaktıklarından daha az miktarda kalori almalarına rağmen. Japon bilim adamları ise eşit miktarda kalori tüketen gönüllülerden günde 3 yerine 6 öğün yiyenlerin daha fazla kilo verip yüksek oranda kas dokusuna sahip olduğunu ortaya koydu.

Egzersiz zorunlu değil ama oldukça yararlı oluyor….

Üç Saat Diyeti’yle başarıya ulaşmak için egzersiz yapmak zorunda değilsiniz. Ancak egzersiz kilo vermeyi kolaylaştırabilir. 20 dakikalık hızlı bir yürüyüş bile fazladan 150-200 kalori yaktırır. Kendinize bir adım sayacı satın alın ve her gün en az 10 bin adım atın. İşe gitmeden önce 10 dakika yürüyüş yapın. Bu sayede kendinizi yeni bir güne hazırlamış olursunuz. İş yerinde 5 dakika mola vererek yürüyüş yapmaya çıkın.

Devamını okumak için TIKLAYIN

Menu Title