Klinik Eczacılık Nedir?

Eczacılığın geleceği klinik eczacılıkta

Eczacılık

Eczacılık

Eczacılık mesleği ,özellikle sosyal güvenlik sistemindeki köklü değişikliklerin yaşandığı 2005 yılından sonra çok önem kazandı.  Doksanlı yılların sonunda ülkemizde yaşanan büyük ekonomik krizin ardından , 2002 yılı itibari ile devlet bütçesinden sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarına daha çok pay ayrılmaya başlaması ile serbest eczanelerin gelirleri de oldukça iyi noktalara ulaşmıştı. 2005 yılında SSK eczanelerinin kapanması ve tüm kamu hastanelerinin tek çatı altında Sağlık Bakanlığı’na bağlanması ile beraber , serbest eczacılık yapanlar çok yüksek gelirler elde etmişlerdi. Bu dönemde eczacılık fakültelerine ve eczacılık eğitimine duyulan ilgi tavan yapmış, bir çok eczacılık fakültesinin giriş puanı tıp fakültelerini geride bırakmıştı.  Ancak artan harcamaların bütçeyi tüketmesi ve yüksek ilaç fiyatlarının sebep olduğu finansman sıkıntısı nedeni ile, arda arda SGK lehine değiştirilen ilaç fiyat kararnamesi ile , hem eczacılar yüzdesel kar oranı hem de ilaç fiyatları defalarca düşürüldü.  Gençlerin meslek seçerken kazanç durumuna baktıkları da kesin. Google arama raporlarında LYS sınavlarından sonra eczacılıkla ilgili en çok aranan başlık şu :

Eczacılar ne kadar kazanıyor? :

Eczacılık mesleği ülkemizde eczaneye hapsedilmiş bir meslek olmaktan uzun süre çıkamadı. Eczane eczacılığı ise yoğun bürokrasi ve kısıtlı mesleki yetki nedeni ile reçeteye yazılan ilaçları hastaya vermekten öteye geçemeyen bir dar alanda kısılmış kalmıştı.  Oysa dünyada eczacılığa çok farklı bir misyon yüklenmişti. Bu bağlamda farmasötik bakım ve klinik eczacılık terimleri ön plana çıkmaya başladı.  Çünkü ilaç kullanan hastaların büyük kısmı , ilaç kullanım hataları , doz hataları ve düzensizlikleri ya da sağlık sistemindeki diğer çarpıklıklar nedeni ile gerekli faydayı göremiyor, ya da bazı yan etkilere maruz kalıyorlardı. Hatta yanlış ilaç kullanımı bir çok hastalıktan daha fazla can alıyor ya da kalıcı sağlık sorunlarına sebep olabiliyor. Diğer yandan hastaların sağlık danışmanlarına duyduğu ihtiyacı en iyi şekilde ve en kolay giderebilecek meslek gurubu da yine eczacılar olarak görülmekte. Bu gün eczacılar  yaşadıkları ekonomik kayıpları telafi edebilmek için, dermokozmetik , makyaj ve cilt bakımı ürünleri satmak yoluna başvuruyorlar.

Bu nedenle başlangıçta Marmara Üniversitesi Eczacılık fakültesinde başlayan klinik eczacılık dersleri, zamanla hemen hemen tüm eczacılık fakültelerine yaygınlaştı.  Bir çok özel hastane klinik eczacılık uzmanlarını istihdam etme çabasında.  Öte yandan klinik eczacılık yüksek lisansı yapmış uzman eczacıların yönettiği serbest eczaneler de halk sağlığına  katkı sağlamaya başladı. Fakat halen resmi olarak klinik eczacılar hak ettikleri mesleki haklara kavuşmuş değiller.

Yine de herkesin üzerinde birleştiği bir şey var ki o da Eczacılık mesleğinin geleceği branşlaşmakta ve uzmanlık dallarına ilginin artmasında. Klinik eczacılık, kemoterapi , nükleer tıp alanında uzmanlık, endüstriyel eczacılık popüler uzmanlık alanları olarak göze çarpıyor. Aşağıda çok değerli bir  uzman eczacımızın yazısına yer veriyorum.  Devamını Okumak için TIKLAYINIZ

Bioderma İle Küba Gezisi

Bioderma ile Küba gezisi

Havana-Küba

Havana’dan bir görüntü-Küba

Bioderma dermokozmetik ürünleri, Türkiye’deki başarılı Bioderma Bayi eczanelerini Küba gezisi ile ödüllendirdi.  Geziye katılan yaklaşık 40 kişilik gurup uzun süredir Bioderma markasının turlarını düzenleyen Dilan Tur organizasyonu ile muhteşem bir Küba seyahati tatmış oldu. Dilan Tur yetkilileri Aksel Bey ve Işıl Hanım hem sıcak kanlılıkları hem de tecrübeleri ile geziyi mükemmelleştirmeyi başardılar. Işıl Hanım’ın daha önceden de bildiğimiz mükemmel İspanyolca’sı ve Küba’da uzun süre konaklamış olması da gezi grubu için büyük bir avantaj oldu. Yerel rehber ve Türkiye için benim ikinci vatanım diyen bayan Blanca da herkesin gönlünü fethetmeyi başardı. Cilt bakımı ve güneş ürünleri konusunda büyük başarı sağlayan bioderma markası , eczacı gezilerinde de oldukç başarılı organizasyonlar gerçekleştiriyor.

Gezi 9 Haziran 2014 pazartesi günü  İstanbul-Paris aktarması ile Küba’nın başkenti Havana’ya uçuşla başladı. Paris’e yaklaşık 3 saat süren uçuş ardından 8 saatlik bir okyanus aşırı uçuşla Air France uçağı ile Havana’ya ulaşıldı. THY henüz Havana’ya doğrudan uçuş başlatmamış. Ancak yakın zamanda başlatması bekleniyor. Zira Küba Türkler tarafından oldukça sık ziyaret edilen ve Türkiye’nin iyi tanındığı bir ülke. Ülkeye girerken pasaport yerine vize kağıdına mühür basılmasını istemek gerekiyor. Çünkü standart uygulamada pasaporta mühür basılması nedeni ile ileride ABD vizelerinde  sorun yaşayanlar olmuş. ABD resmi olarak halen Küba ile sorunlu ve Küba’ya gidip gelenlere vize vermemek sıkça başvurdukları bir cezalandırma yöntemi. Bioderma gurubunun Küba’da olduğu günlerde ABD’de yaşayan 5 Kübalı’ın casusluk suçlaması ile tutuklanmış olması Küba Halkının büyük tepkisini çekmiş durumda. Öyle ki neredeyse her Kübalı bir Türk gördüğünde tereddüt yaşamaksızın tanıyor. Satıcıların büyük bir kısmı çat pat Tükçe öğrenmiş bile. Arkadaş hoşgeldin, Turko, Turki, İstanbul, Galatasaray çok bilinen kelimelerden. Gezide ziyaret edilen yerlerden biri olan, hediyelik eşyaların ve yöresel sanat eserlerinin satıldığı halk pazarında bizleri hayrete düşürecek şekilde Türkler’e karşı büyük bir ilgi ve yakınlık olduğunu hissetmemek  imkansız.

Muhteşem Rehberimiz Bayan Blanca

Muhteşem Rehberimiz Bayan Blanca

Küba ile ilgili ilk göz çarpan şeyler :

Küba ile özdeşleşmiş olan o eski Amerikan arabalarının yerini genelde Toyota, Hyundai, Lada vs gibi yeni otomobiller almış. Ülke turizme büyük önem veriyor ve bunun için Transtur adınd bir devlet şirketi kurulmuş. Yurtdışından gelen turistlere rehber ve araç hizmeti veriyorlar. Otobüslerin markası çoğunlukla YTONG ve Çin malı, ancak oldukça kaliteli ve konforlu olduklarını da belirtmek gerekir. Küba caddeleri iki taraflı tropikal ağaçlar ile çevrilmiş olduğundan otobüslerin tavanları ve özellikle klima eklentilerinin sık sık ağaç dalları tarafından dövülüp dalgın yolcuların yüreğini ağzına getirdiğini hatırlatmak isterim.  Mercedes, Audi hatta lüks arazili araçlar görmek artık sıradan hale gelmiş. Ancak yerel halkın araç sahibi olabilmesi ve yaklaşık 3 TL olan 1 litre akaryakıta para yetiştirmesi oldukça zor. Ülkede rüşvet ve devletten bir şeyler çalmak sıradan hayatın bir parçası haline gelmiş. Özellikle puro  fabrikalarında göz göre göre işçiler turistlere açıktan puro satıyor. bu konuyu ayrıca anlatacağım.Havana oldukça düzenli ve gerçekten temiz bir şehir. Şehirdeki bir çok yapı devrim öncesi yıllardan kalan Amerikan , Fransız ve İspanyollar tarafından inşa edilmiş. Yeni dönemde yapılan binalar olsa da Havana’ya asıl güzelliğini veren yapılar eskiden kalanlar. Şehirde geniş caddeler, parklar ve sık sık rastlanan geniş meydanlar göze çarpıyor. Devamını Okumak için TIKLAYINIZ

Probiyotik ve Prebiyotik maddeler

PROBİYOTİK VE PREBİYOTİK NE DEMEK ?

PROBİYOTİK VE PREBİYOTİK VÜCUDA NASIL FAYDA EDER?

 

 

Probiyotik bakteriler

Probiyotik bakteriler

Farklı sebeplerden ileri gelen ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan farklı oluşumlara karşı uzun yıllardan beri farklı antibiyotikler kullanılıyor. Antibiyotiklerin belli periyotlarda ve belli dozlardaki kullanımı sonucunda, metabolizmada gözlenen rahatsızlıklar tedavi edilebilmekte. Ancak zaman içerisinde kullanılan antibiyotik türleri ve bunların tedavideki dozlarının insan metabolizmasında yararlı faaliyetleri olan (özellikle de sindirimsel florada) mikroorganizmaları inaktive ettiği ya da sayısını azalttığı ve bunun sonucunda  normal floranın bozularak, vücutta antibiyotiklerden kaynaklanan bazı rahatsızlıkların (alerji, diyare, gaz  gibi) ortaya çıktığı belirlendi. Probiyotik ve prebiyotiklerin önemi de burada ortaya çıkıyor.

Bunun yanında bilim adamları günlük yaşamın getirdiği bazı olumsuzluklardan (çevrede olan ani değişmeler, su ve besinlerin kaliteleri, hayvansal ürünlerin aşırı miktarları, kafein, alkol kullanımı) ve farklı türdeki zararlıların  enfeksiyonlarından dolayı (sinirsel yorgunluk ve stres gibi) vücudun normal florasının etkilendiğini de ortaya koydular.

Probiyotik içeren gıdaların ne anlama geldiğini bilmek için, önce vücudumuzun normal bakterilerinden haberdar olmalıyız. Bağırsaklarımızda 100 trilyon kadar bakteri vardır ve bunların bir kısmeı faydalı bir kısmı zararlı bakterilerdir. Sağlıklı bireylerde faydalı bakteri sayısı fazladır ve bağırsaklarda besinlerin emilimini sağladığı gibi bazı vitaminler üretirler. Zararlı bakteriler ise çeşitli toksin denen zehirli ve sağlığa zararlı maddeler salgılar ve hastalık yapar. Bağırsaktaki faydalı bakteri sayısını artırabilmek içn probiyotikler kullanılabilir. Probiyotikler canlı organizmalar yani çoğunlukla bakterilerdir.

Prebiyotik ise daha farklıdır ve bunlar sindirilemeyen gıda parçalarıdır ve faydalı bakterilerin kolonda (kalın barsak) üremesini sağlar. Prebiyotik ve probiyotikler bir arada olursa bunlara sinbiyotik adı verilir. Probiyotikler bağışıklık sisteminin iyi çalışması, bakterilerden korunma, gıdaların sindirimi ve emilimi için gereklidir. Bu bakteriler vücutta bir denge halinde bulunurlar. Kullanılan antibiyotikler, vücuda giren diğer bakteri, mantar ve parazitler bu dengeyi bozabilir.

Vücudun doğal sindirimsel florasında bulunan ve organizma için yararlı olan bakterilerin gitgide sayılarının azalması, tamamen yok olması karşısında bilim dünyası bu yararlı florayı korumak ya da tekrar geri kazanmak için arayışa girmiş ve “Probiyotik mikroorganizmalar” farklı ürünler (mandıra ürünleri, meyve suları, çikolata ve et ürünleri) ile tüketime sunulmuşlardır. Dermokozmetik ürünlerde dahi probiyotiklerden elde edilen bazı maddeler kullanılmaktadır ( Seramid vb.)

Probiyotikler kapsül, toz ve gıda halinde olabilir. Probiyotik içeren gıdalar süt, yoğurt , kefir, peynir ve soya içecekleridir.
Probiyotikler bağırsak sağlığı açısından çok önemlidir. Laktoz intoleransına iyi geldiği gibi, bağırsaklardaki enfeksiyona karşı direnç kazandırır, seyahat ishallerine ( Turist ishali) iyi gelir, gaz ve şişkinliği azaltır.

Bağırsak hastalıklarında yoğurtta bulunan faydalı bakteriler her zaman yeterli gelmeyebilir. Bu nedenle bağırsak hastalıklarına ilave olarak probiyotik almak gerekebilir.

Probiyotiklerin faydaları

Probiyotiklerin faydaları

Bağışıklık Sistemine Etkileri

Probiyotik bakterilerin canlı hücrelerinin barsaklarda bulunmaları halinde, bağışıklık sistemini uyardıkları ve kuvvetlendirdikleri belirtilmiştir. Spesifik laktik asit bakteri suşları ile fermente edilen süt ürünlerinin tüketilmesiyle bağışıklığı artıran peptidlerin üretiminde artış olduğu ve bunlardan bazılarının antitümör etkinliğe sahip oldukları belirtilmiştir. Bağışıklık sisteminin uyarılmasıyla serumda IgA gibi antikorların artması virüs, Clostridium, E. coli gibi patojenlere karşı vücudun dirençliliğinin arttığı kaydedilmiştir.

Probiyotik ve Prebiyotiklerin Metabolizmaya Yardımcı Olmaları

Probiyotik bakteriler, gıdaların sindiriminde bağırsaklara yardımcı olurlar ve sağlıklı bir metabolik aktivitenin oluşmasına yardımcı olurlar. Bu şekilde beslenmeye ve büyümeye yardım ederler. Bağırsaklarda selüloz ve diğer sindirilemeyen gıda bileşenlerini parçalayarak sindirim sistemine yardımcı olurlar.

Bağırsak Mikroflorasının Korunması

Probiyotik bakteriler; yeni doğanlarda, antibiyotik kullanımında veya günlük yaşamın getirdiği koşullara bağlı olarak bozulan bağırsak mikroflorasının oluşmasına yardımcı olurlar. İstenmeyen bakterilerin, mayaların ve küflerin çoğalmasını kontrol altında tutarak bağırsak mikroflorasının bozulmasını engellerler.

Vitamin Üretimi

Probiyotik bakteriler bağırsak florasında yeterli sayıda bulunduklarında, vitamin ve amino asit sentezledikleri belirtilmiştir. Bu bakterilerin ürettiği vitaminlerin en önemlileri, tioamin (B1), riboflavin (B2), piridoksin (B6) gibi vitaminlerdir.

Reçetesiz antibiyotik kullanımı

 

Antibiyotik kullanımı

Antibiyotik kullanımı

 

Düzensiz Antibiyotik kullanımı  ,  reçetesiz antibiyotik kullanımı :

Antibiyotiklerin aşırı tüketimi nedeniyle direnç kazanan bakteriler insanoğlunu tehdit ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre, sıradan hastalıklarda bile ölümler artabilir. Ülkemizde önümüzdeki 20 yıl içinde en az 200 bin kişinin gereksiz antibiyotik kullanımını nedeni ile hayatını kaybetmesi muhtemel görülüyor.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlanan raporda antibiyotiklere direnç gösteren bakterilerin tüm dünyayı tehdit ettiği açıklandı. Raporda antibiyotiklerin aşırı kullanımı nedeniyle ishal, kan zehirlenmesi, zatürree ve bel soğukluğu gibi hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin artabileceği bildirildi. Raporu hazırlayan doktorlar, 114 ülkenin sağlık verilerini baz alarak kan zehirlenmesi, tüberküloz, ishal ve bel soğukluğu gibi hastalıklara neden olan 7 virüsü mercek altına aldı. Antibiyotiklerin aşırı kullanımından kaynaklanan bakteri direnci krizinin, tüm dünyada 25 milyon kişiyi tehdit eden AIDS salgınından çok daha vahim bir durumda olduğu belirtildi.
TÜKETİME SORGULAMA 

Uzmanlar antibiyotiklerin aşırı şekilde tüketimini körükleyen modern tıbba yönelik bir sorgulamanın yapılması gerektiğini de vurguluyor. Raporda, 1980′li yıllarda AIDS’e karşı alınan tedbirlerin antibiyotiklere karşı da alınması gerektiği konusunda uyarıda bulunuluyor. Bilim insanları, antibiyotiklerin aşırı kullanımından kaynaklanan tehdidin bir öngörü olmadığını, şu anda bariz etkileri görülen bir tehlike olduğunu belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nde görev yapan Doktor Keiji Fukuda, geliştirilen tıbbî tedavi yöntemleri sonucu birkaç yüzyıldır ölümlere neden olmayan küçük hastalıkların, tekrar çok önceki dönemlerde olduğu gibi ölümlere neden olabileceğini açıkladı.

HER ÜLKEDE FARKLI DİRENÇ 

Uzmanlar bakterilerin antibiyotiğe olan direncinin her ülkede farklı olduğunu ifade ediyor. Koli basili bakterisinin üçüncü nesil sefalosporin antibiyotiğine Fransa’da yüzde 8.2, ABD’de yüzde 41.6 ve İtalya’da yüzde 19.8 oranında direnç gösterdiği kaydedildi. Aynı direnç farklılıklarının diğer bakterilerde de görüldüğü belirtiliyor.

Akne Sivilce için cilt temizleme ürünleri

Akne sorunu yaşayan yağlı ya da karma ciltler için temizleme ürünleri

akne-sivilce-problemli-ciltler

Akne büyük oranda yağlı ciltlere ait bir sorundur.  Tıbbi adı Acne Vulgaris’tir. Halk arasında sivilce olarak telaffuz edilir.  Ergenlik dönemindeki hormonsal değişikliklere bağlı  olarak şiddetlenir. Bazen kistik akne denilen iltihaplı ve şiddetli lezyonlara dönüşebilir. Ancak akne sadece ergenlik dönemine ait bir sorun değildir. Her yaşta cilt akne oluşumuna neden olan sorunlarla karşılaşabilir.

Özellikle stres, kadınların adet dönemleri, iyi temizlenmeyen ciltler, aşırı yağ salgısı ve cilt yüzeyinin yeterince yenilenmiyor olması akne oluşumuna zemin hazırlayan etkenlerden bir kaçıdır.  Dolayısı ile akne ve yağlanma sorunu yaşayan , sivilceye eğilimli ciltlerde, cilt  temizliği büyük önem taşımaktadır. Bu tip ciltler için seçilecek cilt temizleme ürünlerinin sebum sengeleyici , yağ salgısını düzenleyen, cildin üst tabakasındaki ölü dokunun gerektiği şekilde arınmasını ve yenilenmesini sağlayan, kısmen antiseptik özellikler taşıyan, bunun yanında tahriş edici olmayan , cildi aşırı kurutmayan özelliklerde olması gerekir.

Bu istenen amaca yönelik olarak, Akne sivilce problemi yaşayan yağlı ve karma ciltler için önerilen dermokozmetik cilt temizleme ürünleri, temizleme ajanlarının yanı sıra  Salisilik Asit, Glikolik asit gibi soyucu etkileri olan Alfa ve Beta hidroksi asitler  içerebilirler. Cilt bakımı ürünlerinde çok tercih edilen bu maddeler ancak çok üstün teknoloji ile işlenip sunulabilirler.

Aşağıda sizin için derlediğimiz  en çok tercih edilen ve kullananlardan olumlu yorumlar alan, dermatoloji uzmanları tarafından da en çok önerilen cilt temizleme ürünlerinden bir kaçı hakkında bilgiler sunuyoruz :

 

 

Dermalogica Clearing Skin Wash 250 ml

 

Dermalogica Clearing Skin Wash

Dermalogica Clearing Skin Wash

 

Ürün ismi: Dermalogica clear skin wash

Özet bilgi: Akneli ve  sivilceye eğilimli ciltler için temizleyici

Marka: Dermalogica

Ürün hacmi: 250ml

Etki alanı: temizleme, akneye sebep olan bakteriyi azaltma, sivilceleri azaltma

Kullanıma uygun ciltler:Akneli ve sivilceye eğilimli ciltler

 

Dermalogica clear skin wash ürün açıklaması:

Ciltteki aşırı yağı ve yağlanma oluşumunu, komedonları ve sivilceleri kontrol eden cilt temizleyicidir.

Sivilce oluşumunu engeller, cildi rahatlatır, ferahlık verir.

İçeriğindeki salisilik asit, doğal eksfoliasyon sürecini uyarır, tıkanmış folikülleri temizlemeye ve akne oluşumunu engellemeye yardımcı olur.

Aknenin sebep olduğu bakterileri engeller ve akne oluşumunun önüne geçer.

 

Uygulama şekli / öneriler:Dermalogica çift temizlemeye Precleanse ile başlayın.

Bir bezelye tanesi büyüklüğündeki ürünü nemli ellerinizle köpürtün.

Özellikle yağlı ve birikimli bölgelere yoğunlaşarak nemli yüze ve boyuna dairesel hareketlerle masaj yaparak uygulayın.

Skin Purifying Wipes veya önerilen Dermalogica MediBac ClearingTM rejimi ile devam edin.

Göz çevresinden kaçının. Ilık su ile iyice durulayın.

Kullanım sıklığı: Günde 2 kez (sabah ve akşam) uygulayabilirsiniz.

Aktif ürün bileşimi:  Salicylic Acid, Naturally-Antiseptic Extracts of Balm Mint & Eucalyptus Devamını okumak için TIKLAYINIZ

Bebeklerde konak problemi

BEBEKLERDE KONAK

Bebeklerde konak önemli bir sağlık sorunudur

Bebeklerde konak önemli bir sağlık sorunudur

Diğer yaş grupları ile karşılaştırılırsa   bebeklik dönemi , insan hayatı boyunca cilt organının en hassas olduğu dönemdir. Bebek cildinin, keratin katmanının çok fazla ince olması ve dış ortamla uyumlu  dengeli bakteri ve mantar florasının henüz oluşmamış olması  yüzünden  , doğumdan itibaren bebek cildi karşılaştığı her bir etken ve temas sonrasında değişik cilt problemleri yaşama riski ile karşı karşıyadır. Özellikle doğumdan sonraki ilk 3 ay bu riskin en yüksek olduğu dönemdir. Devamında ilk 1 yaş tamamlanarak cildin keratin tabakasının kalınlaşması ve cilt florasının dengeye oturması  süresince bu risk sürekli mevcuttur.  Bu dönemde ilk yapılması gereken şey öncelikle bebek cildini korumaktır.  Karşılaşılan ilk sorunlardan biri de konak problemidir. Cilt yağlanmasının arttığı sıcak ve nemli hava koşulları ile beraber  çoğalan maya mantarları (malessizia globosa) da bebeklerde konak oluşuma sebep olur. Yetişkinlerdeki kepek ve seboreik dermatit etkeni de aynıdır.

Bebek cildi nasıl korunabilir?

Bebek kıyafetlerinin özellikleri, banyo amacı ile kullanılan materyaller, bebeğe temas eden eller, beslenme esnasında cildin gıda ile teması öncelikle dikkat edilmesi gereken bebek bakım unsurlarıdır. Son yıllardaki giyim ve kimya sanayinin gelişimi çok üzücüdür ki, doğal cilt ve insan sağlığı ile uyumlu olmaktan uzak giyim malzemeleri ve deterjanların üretimi ile sonuçlanmıştır. Temizlik maddeleri ve gıda sektöründe kullanılan kimyevi boyalar ve koruyucular da büyüme çağındaki bebekler ve çocuklar kadar yetişkinlere de zarar vermektedir.

Konak nasıl bir cilt problemidir?

Bebek hayatının ilk  döneminde bebeklerde çok sık ortaya çıkan bir deri rahatsızlığı  da konaktır, Tanım olarak “seboreik dermatit”tir. Nedeni bebeğin cildinde çoğalan bazı küf mantarlarının sebep olduğu lezyonlar olmakla beraber tam mekanizması aydınlatılmış değildir. Çoğunlukla doğumdan sonraki  ilk haftalar da başlar, 2-3 ay içinde azalarak kaybolur , nadiren bir yıla kadar uzayabilir.

Konak hangi cilt bölgelerinde  oluşur?

Konak, çoğunlukla saçlı deride görülen bir deri rahatsızlığıdır. Nadir de olsa yayılım gösterebilir ve burun, kaş, kulak ve yanak bölgelerinde  görülebilir. Yayılım göstermesi, hastalığın daha ağır geçeceği anlamına gelmez. Konağın, görüntüsü dışında cilde veya bebeğe zararlı bir etkisi yoktur. Çoğunlukla kaşıntı ve huzursuzluk yapmaz, bebeğin günlük yaşamını etkilemez, saç kaybına neden olmaz.

Konağın belirtileri nedir?

Cilt  normal yapısını kaybeder, kızarıklıklar  ve cilt üzerinde aşırı yağlı ve pullu görüntü hakimdir. Pullanmanın kalınlığı arttıkça altındaki cildin kızarıklığı daha belirginleşir ve cilt, dış etkenlere açık  ve enfeksiyon oluşumuna karşı zayıf hale gelir.

Konak nasıl geçirilir. ? Bebeklerde konak ne kadar sürer

Konak oluşan saç derisinin düzenli olarak mümkünse her gün  koku içermeyen,  renklendirici içermeyen özel bir şampuanla  yıkanması ve yumuşak bir tarakla taranması iyileşmesini çabuklaştırır. Banyo dışında günde 2-3 kez yumuşak bir tarakla taramak, pullanmanın kaybolmasına yardımcı olur.   Konak tarağı kullanmak yardımcı olabilir. Bazen konak problemi aylar boyunca devam edebilir. Ancak genelde 1 yaşından sonra bebek cildi konak oluşumunu kendi savunması ile önleyebilir hale gelir.

Konak tarağı , satın almak için tıklayın

 

Saçlı derideki pulların tek seferde temizlenmeye çalışılması durumunda  pullanmanın kalın olduğu bebeklerde alttaki hassas cilt açığa çıkıp zarar görebileceği için tavsiye edilmez. Bu nedenle günlük banyolarla pullanmış bölgeyi  7-10 gün içinde temizlenmesi alttaki cildin düzelmesi için ihtiyaç duyulan  zamanı sağlayacaktır. Pullanma azaldıkça, altta ortaya çıkan hassas deriyi  korumak uygun bebek ürünleri kullanmak gerekir.

Konak probleminde, özel olarak hazırlanmış şampuanlar  kullanılmalıdır. Konak temizliği için kullanılacak tarağın da özel seçilmesi gerekir. Bu amaçla kullanılabilecek ürünlerden birisi de Mustela ürünleri tarafından üretilen   şampuan ve kremleri tercih edebilirsiniz. 

Mustela Konak giderici kremMustela Kerato Regulating Krem

Peter Thomas Roth Ürünleri

PETER THOMAS ROTH HAKKINDA

Peter Thomas Roth Cilt Bakım ürünleri

Peter Thomas Roth Cilt Bakım ürünleri

Peter Thomas Roth cilt bakım ürünleri markasının kurucusu; formüllerini oluşturan CEO ’su Klinik Cilt Bakımı Serisini 1993 yılında oluşturmuştur. Macaristan kökenli SPA sahipleri neslinden gelen Peter kanıtlanmış bilimsel araştırmalara dayanan özel formülleri ile kısa zamanda ünlenmiştir. Günümüz itibarıyla; Peter Thomas Roth Cilt Bakım Serisi yüzden fazla kapsamlı bir referans ile tüm dünyada satılmaktadır. Markanın pek çok formülü prestijli güzellik dergileri tarafından beğenilmekte ve ödüller almaktadırlar. Dermokozmetik nitelikte ürünleri mevcuttur.

Hemen Satın Al

Peter Thomas Roth ürünleri almak içn tıklayınız

Peter söz verdiği sorunları çözer;

MUCİZEVİ FORMÜLLER. İNANILMAZ SONUÇLAR.

Firmanın kurucusu; Yönetim Kurulu Başkanı ve formülatörü olarak eşi Noreen gibi firmasının her şeyiyle birebir ilgile- nen bir kişidir.

MARKANIN FELSEFESİ

The Peter Thomas Roth markasının felsefesi;

MUCİZEVİ FORMÜLLER İNANILMAZ SONUÇLAR’ dır.

Mucizevi Formüller

Peter Thomas Roth; mucizevi buluş formüllerinin yaratıcısı olarak dünya çapında bir ün yapmıştır. En etkili konsantrasyonlarda en etkili sonuçları vermesi için yer yüzeyindeki en iyi ve güçlü içerikleri araştırmaktadır. Sonuçta İŞE YARAYAN  ürünler elde edilmiş olmaktadır.

İnanılmaz Sonuçlar

Her ürün söz verdiğini yerine getirdiği için, hiç şüphesiz  Peter Thomas Roth güzellik yazarları, meşhur kişiler ve tüketiciler tarafından markaya bir tutku oluşturmuştur. Ödüllerin sayısını ve basında yer almanın genişliğinin her geçen gün artması ürünlerin sonuçlarının ne kadar gerçekçi olduğunun delilidir. Siz de kendiniz deneyerek bunu gözlemleyebilirsiniz.

Dermokozmetik ürünler sınıfında seçkin bir yere sahip olan bu ürünler özellikle Hilton SPA merkezlerinde kullanılması ile ünlü. Akne bakım serisi, anti-age serisi  dünya genelinde çok tercih ediliyor.

Peter Thomas Roth  Cilt Bakım Ürünleri Türkiye Online Satış noktası:

Peter Thomas Roth ürünleri nerede satılır? :  Dermoeczanem online dermokozmetik satış sitesinde bu ürünleri bulmanız mümkündür.

http://www.dermoeczanem.com/peter-thomas-roth

 

Cosmed Cilt Bakım Ürünleri

Yerli dermokozmetik Cosmed Cilt Bakım ürünleri

Bir çok yabancı dermokozmetik markasını severek kullanıyoruz. Ancak son yıllarda gerçekten övgüyü hak eden yerli dermokozmetik markaları da çoğalmaya başladı . Yerli dermokozmetik markalarının en önemlilerinden birisi de Cosmed Cilt Bakım ürünleri.  Cosmed cilt bakım ürünleri yerli olmakla beraber, ham madde ve ambalaj tedarikini Fransa’dan yapıyor. Yani Fransız markaları ile aynı kalitede ürün sunabiliyor demek yanlış olmaz.

Cosmed Cilt Bakım

Cosmed Türk malı dermokozmetik ürünleri

 

Ürün Adı [a-z] Fiyat Mart 2014
    Tüy Azaltıcı Serum 10mlx5 Adet    yeni ürün 41,60 TL
    Yenileyici Şampuan 200ml   yeni ürün 36,80 TL
   Canlandırıcı Saç Kremi 200ml    yeni ürün 28,40 TL
   Krem Peeling 75ml   yeni ürün 37,60 TL
    Akne Bakımı Temizleme Jeli 150ml    yeni ürün 26,40 TL
    Akne Bakımı Gündüz Kremi 50ml    yeni ürün 27,20 TL
    Tüy Azaltıcı Yüz Kremi 50 ml    yeni ürün 31,20 TL
    Güneş Koruyucu Yüz Kremi SPF 50 75 ml    yeni ürün 39,20 TL
   Cosmed Vanilyalı Nem Maskesi 5ml x20 Adet    yeni ürün 49,60 TL
    Yenileyici Serum 10ml x10 Adet    yeni ürün 55,20 TL
    Body Care Anti Selülit Losyon 150ml    yeni ürün 61,60 TL
    Yüz&Dekolte Yoğun Gündüz Kremi 50ml    yeni ürün 46,40 TL
   Cosmed Günlük Şampuan 300ml   yeni ürün 25,60 TL
   Cosmed Temizleme Jeli 150ml   yeni ürün 28,00 TL
    Revolution Göz Çevresi Bakım Kremi 15 ml    yeni ürün 52,00 TL
    Hair Reducing Tüy Azaltıcı Vücut Losyonu 150ml    yeni ürün 36,00 TL
   Cosmed Ultra Nemlendirici ve Besleyici Krem 40 ml    yeni ürün 28,00 TL
   Cosmed Akne Kontrol Jeli 20ml   yeni ürün 30,40 TL
    Anti Selülit Serum 10ml x10 Adet    yeni ürün 64,80 TL
   Cosmed Yüz Toniği 200ml   yeni ürün 32,00 TL
    Complete Benefit Arındırıcı Matlaştırıcı Temizleme jeli 150 ml   yeni ürün 30,40 TL
   Cosmed Temizleme Sütü 250ml   yeni ürün 30,40 TL
    Yüz&Dekolte Kırışıklığa Karşı Gece Kremi Spf15 50ml    yeni ürün 105,60 TL
   Cosmed Ayak Kremi 50ml   yeni ürün 20,80 TL
    Kepek Önleyici Şampuan 300ml    yeni ürün 28,00 TL
    Alight Dark Spot Reducer Brightening Cream 50ml    yeni ürün 71,20 TL
   Cosmed Complete Benefit Matlaştırıcı Dengeleyici Krem SPF 15 50ml   yeni ürün 33,60 TL
   Güneş Koruyucu Losyon SPF 30 150 ml    yeni ürün 41,60 TL
    Revolution Yaşlanma Karşıtı Bakım Kremi SPF15 50 ml    yeni ürün 97,02 TL
   Cosmed El Kremi 50ml   yeni ürün 15,20 TL

 

Markanın bu ürünlerine 3 al 2 öde kampanyası ile sahip olmak ve aynı zamanda indirimlerden yararlanmak için  Dermokozmetik Cosmed Ürünleri Sayfasını ziyaret edin .

 

 

hamilelik-testi

Gebelik- hamilelik Testi ne zaman yapılmalı

Gebe olduğundan şüphe eden kadınlar, şüphelerinin doğruluk payını öğrenmek için gebelik testine başvururlar ancak gebelik testinin kesin sonuç vermesi için doğru zamanda yapılması gerekir. Peki gebelik testini ne zaman yapmak gerekir, gebelik testi ne zaman doğru sonuç verir sizler için uzmanlarımıza sorduk.

 

Gebelik testi

Gebelik testi

Kan vererek gebelik testi yaptırmak idrar testi yaptırmaya göre daha uzun ve zor bir işlem olduğu için, gebelik endişesine kapılan kadınların birçoğu pratik olan evde idrar testi uygulamasını yaparlar. Uzmanlar bu şekilde evde idrar örneği ile yapılan gebelik testinin sabah ilk idrarla yapılmasını önermekteler. Çünkü sabah ilk idrarla yapılan testin sonucu daha güvenilirdir. Evde idrarla yapılan gebelik testleri adetin bir hafta gecikmesinden sonra yapılmalıdır. Adetin 10 gün gecikmesi durumunda test sonucunun %90 doğruluk payı vardır.
Gebeliğin gerçekleşip gerçekleşmediğini kesin olarak gösteren kan ve ultrason gibi yöntemler için de yine adetin bir hafta gecikmiş olması test sonuçlarının doğruluğunu daha da artırır. Eğer ki evde yaptığınız idrar örneğiyle gebelik testinde bir hafta adet gecikmesine rağmen negatif sonuç aldıysanız, kadın doğum uzmanına danışarak kan ve ultrason yöntemiyle gebelik hakkında daha kesin sonuç alabilirsiniz.

Öte yandan hamilelik sürecinin daha iyi geçmesi ve bebeğinizin bakımı için kullanabileceğiniz ann-bebek bakım ürünleri konusunda merak ettiklerini okumak için www.mustela.tv adresine göz atın

İlaç endüstrisi paraya bakar

İlaç yan etkileri ve ilaç endüstrisi hakkında gerçekler

Gereksiz antibiyotik kullanmayın

Gereksiz antibiyotik kullanmayın

‘Tıp öldü, yaşasın ilaç endüstrisi’
İlaç yan etkileri nedeniyle ABD’de her 5 dakikada 1 kişinin öldüğünü, tıp biliminin ise gidişata ‘dur’ demek için hiçbir ciddi yaklaşım sergilemediğini ileri süren Dr. Ümit Aktaş, doktorların ve tıp eğitimin ilaç endüstrisinin kontrolü altında olduğunu söyledi, “Bugünkü tıp aslında tıp bilimi değil, ilaç firmalarının bilimidir” dedi.

Dünyada ilaç yan etkilerinin ciddi sayıda insanın ölümüne ve sakat kalmasına neden olduğunu, hastalara yıllarca yüklenen ilaçların sadece belirtileri giderdiğini ancak kronik hastalıkları tedavi etmediğini söyleyen Fitoterapist Dr. Ümit Aktaş, günümüz tıbbının bu tablo karşısında bağımsız ve bilimsel bir yaklaşımda bulunamadığını ileri sürdü.

Hem ilaç endüstrisini hem de doktorları eleştiren ve tıp alanında bağımsız bilimsel çalışma yapılmadığını kaydeden Aktaş, “Bunun en önemli sebebi; tıp ile ilgili bütün bilimsel eğitim ve çalışmaların ilaç endüstrisinin kontrolü altında olmasıdır. İlaç endüstrisi eğitimi ve bilimsel yayınları finanse ederek bütün sektörü kontrol altında tutuyor. Dolayısıyla bilimsel çalışma yaptığını iddia eden tıp, aslında bağımsız bilimsel çalışma yapmıyor ve bugünkü tıp aslında tıp bilimi değil, ilaç firmalarının bilimidir” dedi.

‘ECELİ GELDİ, ÖLDÜ DENİYOR’
Avrupa’da her yıl 197 bin, Amerika’da yılda 100 bin yani, her 5 dakikada 1 kişinin advers reaksiyon (ilaç yan etkisi) nedeniyle öldüğünü, yeterli bildirim olmadığı için Türkiye’de bununla ilgili istatistik tutulmadığını belirten Aktaş, “Nüfusa orantılayarak Amerika’nın dörtte biriyiz dersek, Türkiye’de de her yıl 20 bin, yani 20 dakikada 1 kişinin ilaç yan etkileri nedeniyle öldüğünü söyleyebiliriz. Ama bizde istatistik, kesin veri yok, yani ‘eceli geldi öldü’ denen insanların kaçının ilaç yan etkileri yüzünden öldüğü bilinmiyor” ifadesini kullandı.

Konuyla ilgili çalışmalara atıfta bulunan Aktaş, British Medical Journal’da 2004’te yayınlanan araştırmada; hastanelere yapılan başvuruların %7’sinin ilaç yan etkileri kaynaklı olduğunu, ABD’de ise ilaç toksikasyonuna bağlı ölümlerin, hastaneye yatış sebepleri arasında 4. sırada bulunduğunu söyledi.

BİTKİSEL İLAÇLARDA RİSK YOK MU?
Kimyasal ilaçlardaki bu yan etki riski, bitkisel ilaçlar için de geçerli değil mi? Bu soruya bir fitoterapist (bitkilerle tedavi uzmanı) olarak Dr. Aktaş’ın cevabı şöyle: “Hep bitkisel ilaçların yan etkilerinden bahsedilir ama hastaneye yatışlar bitkilerden değil, kaçak ham maddeler nedeniyle olmuştur. Yani onay almış ve ruhsatlı bitkisel ürünlerle böyle bir yan etki olmaz ama adam içine kaçak madde koymuş da bitkisel ilaç diye pazarlamışsa yan etki olabilir. Dolayısıyla klinik fitoterapiste danışmadan ve nereden geldiği bilinmeyen bitkisel ilaçların da kullanılmaması gerekir.”

Akut karaciğer yetmezliği yani karaciğer toksikasyonlarının %50’sinin ilaçlara bağlı geliştiğini dile getiren Aktaş, “Örneğin; parasetamol etken maddeli ilaçlar dünyada en fazla karaciğer intoksikasyonuna yol açan ağrı kesicilerdir. Amerika’da marketlerde bile satılıyor ama intoksikasyon yapar” dedi.

‘MUCİZE DİYE SUNULUYOR, ‘PARDON’ DENEREK GERİ ÇEKİLİYOR’

“Dünya tıp tarihinde ‘mucize’ diye nitelendirilen milyonlarca ilaç var ve bunlar bir süre sonra ‘pardon’ denilerek piyasadan çekilmiştir” ifadesini kullanan Dr. Aktaş’a göre, bazı ilaçlar yan etkilerinin bilinmesine rağmen piyasadan çekilmiyor: “20 yıl önce tıp fakültesinden mezun olduğumda antibiyotiklerin kalbe zararlı olabileceğine dair herhangi bir yayın veya şüphe yoktu. Ancak zamanla antibiyotiklerin ani kalp ölümlerine yol açtığı gösterildi. Üstelik öyle az görülen bir şey de değil bu, piyasadaki birçok antibiyotik için bu risk var. Örneğin geçen yıl Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), azitromisin etken maddeli antibiyotiklerin ani kalp ölümlerine ve aritmiye neden olabileceğine dair uyarı yayınladı. (FDA uyarısına ulaşmak için tıklayınız) Bu etken maddeli antibiyotikler tüm dünyada hala çok yazılıyor. Ben doktorluk hayatım boyunca verdiğim antibiyotiklerle kaç kişinin ani ölümüne veya kalp sorunu yaşamasına yol açmış olabilirim, bilemiyorum. Böyle bir etki tespit edilmişse ilacın hızla piyasadan çekilmesi gerekir ama çekilmiyor.

‘BİNLERCE BEBEK KOLSUZ, BACAKSIZ DOĞDU’

Talidomid nedeniyle anomaliyle dünyaya gelen çocuklara “flipper babies (yüzgeçli bebekler)” denmişti.

Mesela 1961’de bir talidomid faciası oldu. İlacın hamilelik bulantılarında etkili ve güvenli olduğuna dair makale yayınlandı. Sonuçta binlerce bebek kolsuz, bacaksız doğdu ve firma ‘pardon’ dedi. Şu anda yalnızca Almanya’da talidomid kurbanı olmuş 5 bin birey yaşıyor. Sonra yanıltıcı olmasıyla dillere düşen ünlü VIGOR çalışması var. Yani tıp tarihinde bunlar gibi çok sayıda örnek mevcut.”

Kolsuz Bebekler

Kolsuz Bebekler

 

‘YAPILAN ŞEY TOZU HALININ ALTINA SÜPÜRMEK’
Dr. Aktaş’ın parmak bastığı bir nokta da kronik hastalıkların tedavisi. Doktorlara; “Tüm meslektaşlarımı bir düşünceye davet ediyorum: Acaba biz hekimler kronik hastalıkları tedavi edebiliyor muyuz?” çağrısında bulunan Aktaş, yüksek tansiyon, diyabet, romatizma gibi hastalıklarda sadece belirtilerin giderildiğini ancak hastalıkların tedavi edilmediğini söyledi. Aktaş’a göre kronik hastalıklarda tıbbın yaptığı şey; tozu halının altına süpürüp görünmesini engellemek: “Doktorlar, yüksek tansiyon ve şekerle ilgili çok sayıda ilaç yazıyor. Hastalıklar kontrol altında tutuluyor ama hasta iyileşmiyor. Hasta ilaçlarını bir gün almayı unutsa tansiyonu, şekeri, kolesterolü yine yükseliyor. Yani kimyasal tıp sayesinde kronik hastalıklar tedavi edilemiyor.”

‘FİRMALARIN PARA KOYMADIĞI SÜREKLİ TIP EĞİTİMİ YOK’
Madem bazı ilaçlar bu kadar tehlikeli, doktorlar neden bunları reçetelendiriyor ve ne yapılmalı? Dr. Aktaş’ın yorumu: “Bu sorunun çok basit bir cevabı ve sebebi var; çünkü bütün dünyada tıp bilimi ile ilgili eğitimlerin ve yayınların neredeyse tamamı ilaç endüstrisinin kontrolü altında. İlaç endüstrisi işine gelen her şeyi çok güzel parlatabildiği gibi, işine gelmeyenleri de çok güzel gölgede bırakabiliyor ve bunu hiç ortada görünmeden yapabiliyor. ABD’de kongre, workshop gibi sürekli tıp eğitimlerinin %70’i ilaç endüstrisi tarafından finanse ediliyor. Kişisel gözlemlerime dayanarak, Türkiye’de ilaç firmalarının para koymadığı hiçbir sürekli tıp eğitimi olmadığını söylüyorum. Bunları Amerika’da ispatlamak mümkün ama Türkiye’de değil, çünkü Türkiye’de bu tür uygulamalar kayıt altına alınmıyor.

‘FİRMA DANIŞMANLARI ÖĞRENCİ YETİŞTİRİYOR’
Amerika’da tıbbi uzmanlık uygulamalarını içeren textbookları oluşturan bilim insanlarının %90’ı ilaç endüstrisi ile maddi ilişki içindedir. Bunlar aynı zamanda hocadır ve üniversitede öğrenci yetiştirir. Doğal olarak oradan edindiği konu neyse öğrencisine onu öğretiyor. Buradan bağımsız bilim adamı, bağımsız doktor yetişebilir mi? Ve doktorlar bu durumu sorgulamıyor.

İşte; ‘yan etkiler neden sorgulanmıyor, neden doktorlar bu işin farkında değil, neden ilaçların kronik hastalığı tedavi etmediğini düşünmüyorlar’ sorularının cevabı aslında burada yatıyor. Bilimsel anlamda cevap verecek bir akademi olmadığı için ilaç firmaları her zaman ağır basıyor. İlaç endüstrisi sonuçta ticaret yapıyor ve ürettiğini pazarlamak için her türlü çalışmayı yapacak ama bunu hem devletler hem de akademi kontrol etmeli. İlaç endüstrisi ilaç geliştirir ama hastalık tedavi etmek için uğraşmaz. Bunun için uğraşması gereken doktorlardır. Sorumluluk akademide ve doktorlardadır ama doktorlar, bilimsel çalışma için ilaç endüstrisine muhtaçsa karşı çıkma veya eleştirme noktasında olamayacaklardır.”

‘FİNANSÖR ALEYHİNE SONUÇ ÇIKMASINA İZİN VERMEZ’
Dünyada kanserle ilgili çalışmaların %90’ının kemoterapi ilaçları üreten firmalar tarafından finanse edildiğini belirten, “Finanse ettiği bir alandan kendi aleyhine bir sonuç çıkmasına izin verebilir mi?” diyen Dr. Aktaş, hastaların bir de sahte ilaç gerçeği ile uğraşmak zorunda kaldığına dikkat çekti. DSÖ verilerine göre; az gelişmiş ülkelerde alınan 4 ilaçtan biri sahte. Afrika ve Güneydoğu Asya’da satılan ilaçların %30 ila 60’ı aynı durumda. AB verileri de birlik ülkelerinde sahte ilaç pazarının yıllık bilançosunun 10 milyar, dünyada ise 60 milyar euronun üzerinde olduğunu gösteriyor.

‘TÜRKİYE SAHTE İLAÇTA LİDER KONUMUNDA’
Şu anda Türkiye’nin dünya sahte ilaç pazarında liderliği elinde tuttuğunu belirten Aktaş’ın sözleri, şifa bulmak için doktorlara ve ilaçlara umut bağlayan hastalar açısından durumun ne kadar iç karartıcı olduğunu bir kez daha göz önüne seriyor. Aktaş’ın dediğine göre tabloyu değiştirecek çözüm; doktorların ve tıp biliminin özgürleştirilmesi. Yine Aktaş’a göre, çözüm mümkün ama uygulanması zor, hatta ütopik: “Çözüm; doktorların bağımsız çalışmasıdır. Doktorları da bağımsız çalışan kurumlar denetlemelidir. Benimkisi ütopya, bu sistemde böyle bir şey olmaz ama ideal olanı budur. Bilimsel çalışmalar ve özgür tıp için bağımsız kişilerden oluşan sağlık otoriteleri olmalı ve bütün bilimsel çalışmaları bu otoriteler denetlemeli. Bu bir ideal ancak mümkün. Ama bu idealin gerçekleşmesi mümkün değildir, çünkü maalesef bugün geldiğimiz noktada tıp bilimi iflas etmiştir. Yani tıp öldü, yaşasın ilaç endüstrisi.”

Kaynak : http://www.ntvmsnbc.com/id/25501638/

 

Eczacılara Bitki Koruma ürünleri Bayiliği

Bir Türkiye garabeti daha

Eczacılara Bitki koruma ve Zirai ilaç satma yetkisi veren yönetmelik ve ruhsat için sınav utancım :

Eczacıların İlaç dışı ürünleri ve dermokozmetik ürünleri  internet üzerinden satışına yasak getiren Sağlık Bakanlığı ve bu yasağı çıkartmak için epeyce uğraşan Türk Eczacıları Birliği ve Pharmetic üyelerinin üstün başarılarına ithafen:     Garabette zirveyi yakalamış olmanızı tebrik ediyorum .

Torba yasaya eklenen “Eczane eczacıları ve eczaneler adına internet sitesi açılamaz” ibaresi , eczacıların bu gibi işler nedeni ile mesleklerini ihmal etmemeleri gerektiği ve eczacıların asıl işleri olan halk sağlığı ve ilaç konusunda danışmanlık ve sağlıklı ilaç ve ilaç dışı sağlık ürünleri kullanımı konusunda görevlerini eksiksiz yürütmelerini temin  amacı ile konulmuş.  En masum gözüken niyet bu. Oysa bakın aynı kişiler eczacılara ne işler yapmalarını öneriyor. İlaç fiyatlarındaki anormal ve zoraki damping eczacıları ekonomik açıdan zorda bırakınca eczacılara yeni alanlar açmak için akıllarını fazlaca zorlayan kişiler,  bakınız neler düşünmüşler:

Eczaneler bitki koruma ürünleri ve zirai ilaç satabilecekler .

Bunun için Tarım Bakanlığınca açılan sınavı 100 üzerinden 70 barajını aşarak geçmek gerekiyor.

8 Mart 2014 Cumartesi günü Bitki Koruma ürünleri bayilik ve toptancılık sınavına girdim. Sınavdan 70 ve üzeri puan alanlar bayilik ve toptancılık ruhsatı almaya hak kazanacaklar. 

Sınava girme hakkına sahip olanlar, Ziraat Mühendisleri, Ziraat Teknikerleri, Kimya mühendisleri  ve Kimyagerler. Sınav Ankara’da milli eğitim bakanlığı denetiminde gayet ciddi şekilde yapılıyor.

Önceden kaynak bulamadığım için sınava hazırlıksız gitmek zorunda kaldım. Ürünlerin satışı ve toptancılığı için genel hijyen ve sağlık bilgileri, kısmen zehirlenme ile ilgili bilgilerin yeterli olabileceği gibi bir saflıkla sınavın gerçekleşeceği okul önünde beklemeye koyuldum . Etrafımdaki  diğer  kişilerin büyük oranda genç, işsiz ve gerçekten ziraat mühendisi, ya da teknikeri olduğunu gördüm. Sınavın gerçekten zor olduğunu, aylardır hazırlandıklarını söyleyenler vardı. Hatta okuldan mezun olmak bile bu kadar zor değildi diyenler oldu. Son derece detaylı bitki bilimi, ve bitki zararlıları ile ilgili sorular gelebiliyormuş.

Örneğin :

28. Aşağıdakilerden hangisi fumigant değildir?
A) Aluminyum fosfit B) Dichlorvos
C) Methyl Bromid D) Cypermethrin

52. Yaprak kıvırcıklığı (Taphrina deformans (Berk)
Tul) hastalığı aşağıdaki ürünlerin hangisinde
zarar yapar?
A) Elma B) Patates C) Şeftali D) Buğday

55. Sert çekirdekli meyve ağaçlarında fungal
hastalıklara karşı kış mücadelesinde aşağıdaki
ilaçlardan hangisi kullanılır?
A) Kükürtlü preparatlar B) Bordo bulamacı
C) Sistemik fungusitler D) Kalaylı bileşikler

55. Sert çekirdekli meyve ağaçlarında fungal
hastalıklara karşı kış mücadelesinde aşağıdaki
ilaçlardan hangisi kullanılır?
A) Kükürtlü preparatlar B) Bordo bulamacı
C) Sistemik fungusitler D) Kalaylı bileşikler

Bu örnekler elbette çoğaltılabilir.   İşin 3 boyutu var :

1-  Türkiye de 100.000′in üzerinde fakülte mezunu Zıraat Mühendisi kendi alanlarında çalışacak iş bulamıyor. Çoğu işsiz ya da farklı sektörlerde çalışıyor. Her yıl 4.000 yeni ziraat mğhendisi bu işsizler ordusuna katılıyor. Öte yandan 250 bin’e yakın Ziraat Teknikeri ve teknisyeni işsiz ya da mesleki alanları dışında çalışıyor. Her yıl 8.000 civarında yenileri mezun ediliyor.  Kendi mesleki alanlarının kimyager ve eczacılara açılıyor olmalarına öfkeliler . Eczacılar için “Allah gözünüzü doyursun” dediklerine bizzat şahit oldum ve eczacı olduğumu söyleyemedim.

2- Eczacılık mesleği ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bu işlere eczacıları bulaştırmanın mantığı ne? Bir eczacı olarak mesleğimi ve mesleğimle ilişkili işleri yürütmek istiyorum elbette. Dermokozmetik, cilt sağlığı ile bağlantılı bir iş. Bu ürünleri internet üzerinden de satıyor olmak mesleğime ne kadar engel olabilir? Eczaneden yüzyüze yapılan satış çok daha fazla vakit alıyor. Oysa internet üzerinden soru soran da alışveriş yapan da her şeyi digital ortamdan ve çok daha pratik hallediyor. Bu işi eczacılar değil de başkalarının internet üzerinden yapması ,serbest ve yasal. Eczacı yapınca ne oluyor? Eczacı mesleğini ihmal etmiş oluyor. Peki ya kımıl zararlısı ile mücadele, ya da koca boynuzlu limon böceğinin larvalarını yok etmek ne ola?

3- Eczaneler hasta insanların, ya da sağlıklarına dikkat eden insanların , anne ve bebeklerin sıkça girdikleri yerler. Tarım ilaçlarının ya da bitki koruma ürünlerinin satışı için uygun yerler değil. İlaç ve medikal ürünler ile bu tip diğer kimyevi maddelerin  bir arada bulunması doğru değil. Bir arada bulunmasın başka bir mekandan satılsın derseniz o zaman da eczacıyı görevi başından kopartmış olursunuz. Bu satışı  eczacı dışında biri de yapabilir , bu eczacının mesleğini yapmasına mani olmaz deseniz, o zaman sınava neden giriliyor? Ya da eczacı internet üzerinden satışı başkalarına yaptıramaz mıydı da mesleğini yapmasına engel olur diye yasaklandı?

Sonuçta hiç bir şekilde bu iki hadiseyi açıklamanın bir  mantıklı yolu yok.

Bu akıllara zarar uygulamaya dikkat çekmek istedim. 

Burada resmen bir mesleki garabet, ya da ben yapamıyorum başkaları da yapmasın düşüncesi hakim.  

Eczacılara da meslekleri ile hiç ilgisi olmayan ve resmen başka bir meslek dalının alanına giren işleri yapmayı önermek büyük bir  hakaret olsa gerek.. “İlaç fiyatları düştü geçinmekte zorlanıyorsunuz , alın zirai ilaç satın” ne demek Allah aşkına?  Simit satarım daha iyi , en azından  gidip o mesleğin okulunu okumuş ve mezun olunca açıkta kalmış bir başka meslek gurubunun alanına tecavüz etmiş olmam. 

 

 

 

 

 

Eczacı Mesleki Hak

Eczacı Mesleki Hakkı

Reçete tarifi ve ilaç bilgileri için eczacılara ülkemizde 25 kuruş verilirken, dünyanın diğer ülkelerinde ise uygulama çok daha farklı . Ülkemizde eczacılık mesleki hakkının düşük olması ve ilaç fiyatlarının çok ucuzlaması nedeni ile ekonomik kayba uğrayan eczacılar, dermokozmetik , Fitoterapi gibi diğer ilaç dışı alanlara kaydılar.

Kanada eczane eczacıları

Kanada eczane eczacıları

Kanada’nın Nova Scotia eyaletinde bir eczacının, nasıl kullanılacağını tarif ettiği ilaçlar için müşterisine 52,5 Kanada doları fatura kesti.
Kanada’nın Nova Scotia eyaletine bağlı Waverly kentinde bir eczacıcı, ilacın nasıl kullanılacağını anlattığı müşterisine 52,5 Kanada doları fatura kesti.

Yılboyu kullandığı ilaçların bedelini vergi iadesinde kullanmak için, eczaneden fatura ve yazılı döküm alan Kadanalı Colin Clarke, listede “ilaç incelemesi (medication review)” başlığını görünce eczane yönetimine başvurdu. Eczane yönetiminden, ilaçların nasıl kullanılacağını, yan etkilerinin neler olduğunu ve devamlılık gibi hususlarda müşterilerin yazılı ve sözlü olarak bilgilendirildiğini ve bunun da bir ücrete tabi olduğunu öğrenen Clarke, faturaya itiraz etti.

Yerel ve ulusal basının da yer verdiği konuyla ilgili konuşan Clarke, “Hiçbir zaman ilaçlarımı nasıl kullanacağıma ilişkin sözlü ya da yazılı bilgi istemedim ama bu parayı benden almışlar” diyerek şaşkınlığını ifade etti.

Eczane yönetimine, aldıkları parayı iade etmeleri için başvuran Clarke, “Vermezlerse mahkemeye gideceğim” dedi.

Colin Clarke’ın itirazıyla ortaya çıkan uygulamada, 52,5 dolarlık ücretin 36,75 dolarını devlet, geri kalan 15,75 dolarını ise vatandaş ödüyor.

Kaynak :  http://www.medimagazin.com.tr

Menu Title