Etiket: ilaç

Eczanede ilaca ödenen para artıyor

İlaç katkı paylarında vatandaşın cebinden çıkan para artıyor.

SGK

SGK

İlaç bedellerinin  SGK tarafından ödenmesi ile ilgili yapılan yeni düzenleme, 2 konuyu ön plana çıkarıyor. Birincisi ve en önemlisi hastaların artık ilaca daha fazla para ödeyecekleri, diğeri ise kronik hastalıklarda reçete yazım süresinin kısalması. Yani hastalar eskiden 3 aylık ilacı  bir reçetede alabiliyorken, artık  bu süre kısalıyor.
Son bir haftadır ilaç fiyatları ve kullanımı konusunda önemli değişiklikler yaşandı. Bu yenilikler geçtiğimiz günlerde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişiklikle gündeme geldi. Milliyet’ten Cem kılıç, ilaçtaki değişikliklerle ilgili merak edilen konuları haberine taşıdı.

İLAÇTA TABAN FİYAT NASIL ETKİLER?

SGK’nın yeni düzenlemesiyle bazı eşdeğer ilaç gruplarında hastalarca ilaca ödenen rakamlarda artış olacak. Bu artışın temel sebebi, SGK’nın halen uygulamakta olduğu bant fiyat uygulamasının yanında bundan böyle taban fiyat uygulamasının da devreye girecek olması. SGK, bant fiyat uygulamasında, eşdeğer yani aynı etken maddelere sahip gruptaki ilaçlardan en ucuzunun üzerine yüzde 10 katkı yapmakta idi. Şimdi bazı ilaç gruplarında bundan vazgeçecek ve taban fiyat uygulayacak, yani yüzde 10 katkıyı bu ilaç gruplarında yapmayacak. Diğer yandan bant uygulaması ilaç gruplarının büyük bir bölümünde halen daha devam ediyor ve SGK yüzde 10 katkıyı bu ilaçlarda yapıyor. Katkı yapmadığı ilaç grupları şimdilik sınırlı olacak ve sadece bu ilaç fiyatlarında artış yaşanacak. Ancak SGK’nın yaptığı yüzde 10’luk katkının zamanla tüm eşdeğer ilaçlardan kaldırılması da planlanmakta. Bu şekilde toplam ilaç harcamalarında hastaların eczane ziyaretlerinde ödedikleri toplam ücret tekrar artmış olacak.

Genel Sağlık Sigortası (GSS) Genel Müdürü İsmet Köksal yaptığı açıklamada eşdeğer ilaçların birbiriyle aynı olduğuna vurgu yapıp, dünya örneklerinde de eşdeğer ilaçlara aynı rakamın ödendiğine işaret ediyor. Köksal, uygulamadaki amacın tasarruf yapmak olmadığının altını çizerek, “Artık aynı etken maddeli ilaca aynı parayı ödüyoruz, ‘Bu ikisi aynıdır’ diyoruz. Bunu da diyen biz değil, otorite olarak Sağlık Bakanlığı’dır” diyor.

Aslında bu görüşe katılmamak imkânsız. İlaç harcamalarının çok hızla yükseldiği bir ülkede, gelecekte de ilaç harcamalarını karşılayabilmenin tek yolu akılcı ilaç uygulamalarından geçiyor. Fakat diğer yandan piyasada bulunmayan, ithal edilmeyen, ulaşılması imkansız eşdeğer ilaçların fiyatlarının baz alındığı durumlar da yaşanmıyor değil. Bu durumda bazı ilaçlarda anormal fiyat farkı çıkarken , hastaların fiyat farkı ödememek için alabileceği daha ucuz eşdeğer bulmak imkansız.

Eczane

Eczane

İLACA 15 MİLYAR TL HARCAMA
2014 yılında SGK’nın ilaç harcamalarının 15 milyar TL’nin üzerine çıkacağı ifade ediliyor. Türkiye’de ilaç harcamaları sürekli artış gösteriyor olmakla beraber, ilaçta bilinçli kullanımın olmadığı da görülüyor. Bir araştırmaya göre, evlerde bulunan ilaçların yüzde 32’lik kısmı kullanılmamış, ayrıca antbiyotik kullanımında yapılan yanlışlar, özelikle ilaçların zamanından önce kullanımına son verilmesi de hastalıklarla mücadelede zayıf kalınmasına neden oluyor.

İLAÇ ENDÜSTRİSİ NE DİYOR?

İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası (İES), SGK’nın yaptığı son değişikliklerin haberleri olmadan yapılmasının doğru olmadığını savunuyor. Endüstriye göre,
– Uygulama kapsamına alınan gruplardaki ürünler için hızla yeni bir fiyat erozyonu yaşanabilecek ve bu ürünlerin pazarları emtialaşabilir.
– Üreticiler pazarı ele geçirmek adına irrasyonel ve yanlış fiyatlamalara gidebilir.
– Hızla emtialaşan bir pazarda ürün kalitesi ve çeşitliliği hızla gerileyebilir.
– Buna bağlı olarak gelecekte arz sıkıntıları ortaya çıkabilir.
– Tasarruf amacıyla yapılan bu uygulama sonunda pazardan yok olan emtialaşmış/değersiz ürünlerin yerini çok daha yüksek fiyatlı ürünler alabilir.

Sonuç olarak, SGK’nın son düzenlemesi sınırlı bir ilaç grubunda katkı payı artışı yaratabilir. Ancak, bu artış tamamen hastanın tercihleri ile ilgili. Aynı etken maddelere sahip, aynı tedavi sonuçları yaratan ilaçlar için farklı fiyatlar çıkması piyasa koşuları için normal kabul edilse de ülkedeki en büyük ilaç alıcısı olan SGK için, aynı sonucu doğuran iki ilaçtan birine daha fazla para ödüyor olmak anlamlı gelmiyor. Vatandaşın cebinden çıkan 1 TL fazla para, aynı zamanda devletin de kaybı olabiliyor. İlaç piyasası ve eczane gelirlerindeki düşüş eczacılık mesleğinin geleceği hakkındaki kaygılar, eczacıları cilt bakımı ve makyaj alanına yönelmeye sevk ediyor. Bu durumda da eczacıların asıl görevlerinden uzaklaşması sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürüyor.

EŞDEĞER İLAÇ NE DEMEK?

İlaçlar referans ilaç (orijinal) ve eşdeğer ilaç (jenerik) olmak üzere ikiye ayrılır. Eşdeğer ilaçlar, referans ilaçlarla aynı özelliklere sahip olduğu, dolayısıyla, hasta üzerinde aynı tedaviyi sağladığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanan ve referans ilaçların koruma süreleri bittikten sonra satışa sunulan ürünlerdir. Bir eşdeğer ilaç, referansıyla aynı etkinlik, kalite ve güvenilirliktedir. Referans ilaç, inovatör firma tarafından geliştirilerek patent koruması altında pazara verilen ilk üründür. Koruma süreleri bittikten sonra bu ürünler referans alınarak eşdeğer ilaçlar üretilir. Eşdeğer ilaç ile orijinal ilaç arasında tedaviye etki bakımından hiçbir fark yoktur.

KRONİK HASTAYA 3 AYDA BİR REÇETE

Kronik hastalığı olanların ilaç kullanımlarında önemli bir değişiklik yapıldı. Buna göre, SGK, 1 yılda 2 kere reçete yazılması yerine bu sayıyı 4’e çıkardı. 6 ay yerine 3 ayda bir reçete yazılacak olması, özellikle evinden çıkamayacak derecede hasta olanların yakınları tarafından eleştirilmekte. Ancak yetkililer, aile hekimliği uzmanlarının da bu ilaçları yazabileceğini, hatta hastanın ayağına giderek reçete yazabileceklerini, dolayısıyla doktora erişimin bu kadar kolaylaştığı bir ortamda sorun olmayacağı görüşündeler. Açıkçası, suiistimallerin ortadan kaldırılması bakımından 3’er aylık reçete yazımı akla daha yatkın görünüyor.

İLAÇTA KATKI PAYI 2 KATINA ÇIKIYOR MU?

Bu sorunun cevabını bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki, aynı etken maddeyi aynı dozda içeren 3 tansiyon düşürücü ilaç var (A, B ve C ilaçları). Bu ilaçlara eşdeğer ilaçlar deniyor. Yani isim ve marka dışında hiçbir farkları yok. Aynı tedaviyi sağlıyorlar. Bu ilaçlar sırası ile 10 TL, 12 TL ve 15 TL olsun. (A=10TL, B=12TL ve C=15TL). Dolayısıyla bu gruptaki en ucuz ilaç bedeli 10 TL. Şimdi bu ilaçlar için hastaların ödeyeceği fark ücretleri yapılan değişikliğe kadar şu şekilde hesaplanıyordu: SGK, 10 TL’lik bu en ucuz A ilacının yüzde 10 fazlasına kadar ödüyordu. Yani 10 TL+yüzde 10= 11 TL ödüyordu. Eğer hastanın reçetesinde A ilacı yazılı ise hasta eczanede fark ödemiyordu, B ilacı yazılı ise hasta 12TL-11 TL= 1TL fark ödüyordu, C ilacı yazılı ise 15TL-11TL= 4TL fark ödüyordu. Ya da fark ödememek için 10 TL’lik A ilacını tercih edebiliyordu. İşte buna bant aralığı uygulaması deniyordu. Bu uygulama bazı ilaçlar için önümüzdeki günlerde devam edecek.

1 EKİM’DE GEÇERLİ
Yeni sistemde ise (1 Ekim 2014 itibariyle), bant aralığı uygulamasının yanı sıra bir de taban fiyat uygulaması hayata geçecek. Taban fiyat uygulamasıyla devlet örnekte yer alan gruptaki 10 TL’lik en ucuz A ilacının bedeli kadar ödeyecek, daha fazlasını ödemeyecek. Yani eğer hastanın reçetesinde B ilacı yazılı ise hasta 12 TL10 TL= 2 TL fark ödeyecek. 15 TL’lik ilaç yazılı ise 15 TL10 TL= 5 TL fark ödeyecek. Ya da yine fark ödememek için 10 TL’lik A ilacını tercih edebilecek.

Yukarıdaki örnekten devam edecek olursak; eğer hastaya B ilacı reçete edildiyse ve hasta bu ilacı almak istiyorsa, eskiden 1 TL fark ödüyordu, artık 2 TL ödeyecek, yani evet fark 2 katına çıkacak. Ancak, hastaya C ilacı reçete edildiyse ve hasta bu ilacı almak istiyorsa, eskiden 4 TL fark ödüyordu, artık 5 TL ödeyecek, yani fark 2 katına çıkmayacak, 1 TL artış olacak. Diğer yandan, hastaya B ya da C reçete edildiyse ve hasta A ilacını almayı kabul ediyorsa, eskiden olduğu gibi şimdi de fark ödemeyecek.

Hemen ifade edelim; SGK bürokratlarının yapmış oldukları hesaba göre, yeni uygulama hiçbir zaman iki kat fark ücretine neden olmayacak, en fazla 0.75’lik bir artış sınırlı bir ilaç grubunda yaşanacak.

İlaç endüstrisi paraya bakar

İlaç yan etkileri ve ilaç endüstrisi hakkında gerçekler

Gereksiz antibiyotik kullanmayın

Gereksiz antibiyotik kullanmayın

‘Tıp öldü, yaşasın ilaç endüstrisi’
İlaç yan etkileri nedeniyle ABD’de her 5 dakikada 1 kişinin öldüğünü, tıp biliminin ise gidişata ‘dur’ demek için hiçbir ciddi yaklaşım sergilemediğini ileri süren Dr. Ümit Aktaş, doktorların ve tıp eğitimin ilaç endüstrisinin kontrolü altında olduğunu söyledi, “Bugünkü tıp aslında tıp bilimi değil, ilaç firmalarının bilimidir” dedi.

Dünyada ilaç yan etkilerinin ciddi sayıda insanın ölümüne ve sakat kalmasına neden olduğunu, hastalara yıllarca yüklenen ilaçların sadece belirtileri giderdiğini ancak kronik hastalıkları tedavi etmediğini söyleyen Fitoterapist Dr. Ümit Aktaş, günümüz tıbbının bu tablo karşısında bağımsız ve bilimsel bir yaklaşımda bulunamadığını ileri sürdü.

Hem ilaç endüstrisini hem de doktorları eleştiren ve tıp alanında bağımsız bilimsel çalışma yapılmadığını kaydeden Aktaş, “Bunun en önemli sebebi; tıp ile ilgili bütün bilimsel eğitim ve çalışmaların ilaç endüstrisinin kontrolü altında olmasıdır. İlaç endüstrisi eğitimi ve bilimsel yayınları finanse ederek bütün sektörü kontrol altında tutuyor. Dolayısıyla bilimsel çalışma yaptığını iddia eden tıp, aslında bağımsız bilimsel çalışma yapmıyor ve bugünkü tıp aslında tıp bilimi değil, ilaç firmalarının bilimidir” dedi.

‘ECELİ GELDİ, ÖLDÜ DENİYOR’
Avrupa’da her yıl 197 bin, Amerika’da yılda 100 bin yani, her 5 dakikada 1 kişinin advers reaksiyon (ilaç yan etkisi) nedeniyle öldüğünü, yeterli bildirim olmadığı için Türkiye’de bununla ilgili istatistik tutulmadığını belirten Aktaş, “Nüfusa orantılayarak Amerika’nın dörtte biriyiz dersek, Türkiye’de de her yıl 20 bin, yani 20 dakikada 1 kişinin ilaç yan etkileri nedeniyle öldüğünü söyleyebiliriz. Ama bizde istatistik, kesin veri yok, yani ‘eceli geldi öldü’ denen insanların kaçının ilaç yan etkileri yüzünden öldüğü bilinmiyor” ifadesini kullandı.

Konuyla ilgili çalışmalara atıfta bulunan Aktaş, British Medical Journal’da 2004’te yayınlanan araştırmada; hastanelere yapılan başvuruların %7’sinin ilaç yan etkileri kaynaklı olduğunu, ABD’de ise ilaç toksikasyonuna bağlı ölümlerin, hastaneye yatış sebepleri arasında 4. sırada bulunduğunu söyledi.

BİTKİSEL İLAÇLARDA RİSK YOK MU?
Kimyasal ilaçlardaki bu yan etki riski, bitkisel ilaçlar için de geçerli değil mi? Bu soruya bir fitoterapist (bitkilerle tedavi uzmanı) olarak Dr. Aktaş’ın cevabı şöyle: “Hep bitkisel ilaçların yan etkilerinden bahsedilir ama hastaneye yatışlar bitkilerden değil, kaçak ham maddeler nedeniyle olmuştur. Yani onay almış ve ruhsatlı bitkisel ürünlerle böyle bir yan etki olmaz ama adam içine kaçak madde koymuş da bitkisel ilaç diye pazarlamışsa yan etki olabilir. Dolayısıyla klinik fitoterapiste danışmadan ve nereden geldiği bilinmeyen bitkisel ilaçların da kullanılmaması gerekir.”

Akut karaciğer yetmezliği yani karaciğer toksikasyonlarının %50’sinin ilaçlara bağlı geliştiğini dile getiren Aktaş, “Örneğin; parasetamol etken maddeli ilaçlar dünyada en fazla karaciğer intoksikasyonuna yol açan ağrı kesicilerdir. Amerika’da marketlerde bile satılıyor ama intoksikasyon yapar” dedi.

‘MUCİZE DİYE SUNULUYOR, ‘PARDON’ DENEREK GERİ ÇEKİLİYOR’

“Dünya tıp tarihinde ‘mucize’ diye nitelendirilen milyonlarca ilaç var ve bunlar bir süre sonra ‘pardon’ denilerek piyasadan çekilmiştir” ifadesini kullanan Dr. Aktaş’a göre, bazı ilaçlar yan etkilerinin bilinmesine rağmen piyasadan çekilmiyor: “20 yıl önce tıp fakültesinden mezun olduğumda antibiyotiklerin kalbe zararlı olabileceğine dair herhangi bir yayın veya şüphe yoktu. Ancak zamanla antibiyotiklerin ani kalp ölümlerine yol açtığı gösterildi. Üstelik öyle az görülen bir şey de değil bu, piyasadaki birçok antibiyotik için bu risk var. Örneğin geçen yıl Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), azitromisin etken maddeli antibiyotiklerin ani kalp ölümlerine ve aritmiye neden olabileceğine dair uyarı yayınladı. (FDA uyarısına ulaşmak için tıklayınız) Bu etken maddeli antibiyotikler tüm dünyada hala çok yazılıyor. Ben doktorluk hayatım boyunca verdiğim antibiyotiklerle kaç kişinin ani ölümüne veya kalp sorunu yaşamasına yol açmış olabilirim, bilemiyorum. Böyle bir etki tespit edilmişse ilacın hızla piyasadan çekilmesi gerekir ama çekilmiyor.

‘BİNLERCE BEBEK KOLSUZ, BACAKSIZ DOĞDU’

Talidomid nedeniyle anomaliyle dünyaya gelen çocuklara “flipper babies (yüzgeçli bebekler)” denmişti.

Mesela 1961’de bir talidomid faciası oldu. İlacın hamilelik bulantılarında etkili ve güvenli olduğuna dair makale yayınlandı. Sonuçta binlerce bebek kolsuz, bacaksız doğdu ve firma ‘pardon’ dedi. Şu anda yalnızca Almanya’da talidomid kurbanı olmuş 5 bin birey yaşıyor. Sonra yanıltıcı olmasıyla dillere düşen ünlü VIGOR çalışması var. Yani tıp tarihinde bunlar gibi çok sayıda örnek mevcut.”

Kolsuz Bebekler

Kolsuz Bebekler

 

‘YAPILAN ŞEY TOZU HALININ ALTINA SÜPÜRMEK’
Dr. Aktaş’ın parmak bastığı bir nokta da kronik hastalıkların tedavisi. Doktorlara; “Tüm meslektaşlarımı bir düşünceye davet ediyorum: Acaba biz hekimler kronik hastalıkları tedavi edebiliyor muyuz?” çağrısında bulunan Aktaş, yüksek tansiyon, diyabet, romatizma gibi hastalıklarda sadece belirtilerin giderildiğini ancak hastalıkların tedavi edilmediğini söyledi. Aktaş’a göre kronik hastalıklarda tıbbın yaptığı şey; tozu halının altına süpürüp görünmesini engellemek: “Doktorlar, yüksek tansiyon ve şekerle ilgili çok sayıda ilaç yazıyor. Hastalıklar kontrol altında tutuluyor ama hasta iyileşmiyor. Hasta ilaçlarını bir gün almayı unutsa tansiyonu, şekeri, kolesterolü yine yükseliyor. Yani kimyasal tıp sayesinde kronik hastalıklar tedavi edilemiyor.”

‘FİRMALARIN PARA KOYMADIĞI SÜREKLİ TIP EĞİTİMİ YOK’
Madem bazı ilaçlar bu kadar tehlikeli, doktorlar neden bunları reçetelendiriyor ve ne yapılmalı? Dr. Aktaş’ın yorumu: “Bu sorunun çok basit bir cevabı ve sebebi var; çünkü bütün dünyada tıp bilimi ile ilgili eğitimlerin ve yayınların neredeyse tamamı ilaç endüstrisinin kontrolü altında. İlaç endüstrisi işine gelen her şeyi çok güzel parlatabildiği gibi, işine gelmeyenleri de çok güzel gölgede bırakabiliyor ve bunu hiç ortada görünmeden yapabiliyor. ABD’de kongre, workshop gibi sürekli tıp eğitimlerinin %70’i ilaç endüstrisi tarafından finanse ediliyor. Kişisel gözlemlerime dayanarak, Türkiye’de ilaç firmalarının para koymadığı hiçbir sürekli tıp eğitimi olmadığını söylüyorum. Bunları Amerika’da ispatlamak mümkün ama Türkiye’de değil, çünkü Türkiye’de bu tür uygulamalar kayıt altına alınmıyor.

‘FİRMA DANIŞMANLARI ÖĞRENCİ YETİŞTİRİYOR’
Amerika’da tıbbi uzmanlık uygulamalarını içeren textbookları oluşturan bilim insanlarının %90’ı ilaç endüstrisi ile maddi ilişki içindedir. Bunlar aynı zamanda hocadır ve üniversitede öğrenci yetiştirir. Doğal olarak oradan edindiği konu neyse öğrencisine onu öğretiyor. Buradan bağımsız bilim adamı, bağımsız doktor yetişebilir mi? Ve doktorlar bu durumu sorgulamıyor.

İşte; ‘yan etkiler neden sorgulanmıyor, neden doktorlar bu işin farkında değil, neden ilaçların kronik hastalığı tedavi etmediğini düşünmüyorlar’ sorularının cevabı aslında burada yatıyor. Bilimsel anlamda cevap verecek bir akademi olmadığı için ilaç firmaları her zaman ağır basıyor. İlaç endüstrisi sonuçta ticaret yapıyor ve ürettiğini pazarlamak için her türlü çalışmayı yapacak ama bunu hem devletler hem de akademi kontrol etmeli. İlaç endüstrisi ilaç geliştirir ama hastalık tedavi etmek için uğraşmaz. Bunun için uğraşması gereken doktorlardır. Sorumluluk akademide ve doktorlardadır ama doktorlar, bilimsel çalışma için ilaç endüstrisine muhtaçsa karşı çıkma veya eleştirme noktasında olamayacaklardır.”

‘FİNANSÖR ALEYHİNE SONUÇ ÇIKMASINA İZİN VERMEZ’
Dünyada kanserle ilgili çalışmaların %90’ının kemoterapi ilaçları üreten firmalar tarafından finanse edildiğini belirten, “Finanse ettiği bir alandan kendi aleyhine bir sonuç çıkmasına izin verebilir mi?” diyen Dr. Aktaş, hastaların bir de sahte ilaç gerçeği ile uğraşmak zorunda kaldığına dikkat çekti. DSÖ verilerine göre; az gelişmiş ülkelerde alınan 4 ilaçtan biri sahte. Afrika ve Güneydoğu Asya’da satılan ilaçların %30 ila 60’ı aynı durumda. AB verileri de birlik ülkelerinde sahte ilaç pazarının yıllık bilançosunun 10 milyar, dünyada ise 60 milyar euronun üzerinde olduğunu gösteriyor.

‘TÜRKİYE SAHTE İLAÇTA LİDER KONUMUNDA’
Şu anda Türkiye’nin dünya sahte ilaç pazarında liderliği elinde tuttuğunu belirten Aktaş’ın sözleri, şifa bulmak için doktorlara ve ilaçlara umut bağlayan hastalar açısından durumun ne kadar iç karartıcı olduğunu bir kez daha göz önüne seriyor. Aktaş’ın dediğine göre tabloyu değiştirecek çözüm; doktorların ve tıp biliminin özgürleştirilmesi. Yine Aktaş’a göre, çözüm mümkün ama uygulanması zor, hatta ütopik: “Çözüm; doktorların bağımsız çalışmasıdır. Doktorları da bağımsız çalışan kurumlar denetlemelidir. Benimkisi ütopya, bu sistemde böyle bir şey olmaz ama ideal olanı budur. Bilimsel çalışmalar ve özgür tıp için bağımsız kişilerden oluşan sağlık otoriteleri olmalı ve bütün bilimsel çalışmaları bu otoriteler denetlemeli. Bu bir ideal ancak mümkün. Ama bu idealin gerçekleşmesi mümkün değildir, çünkü maalesef bugün geldiğimiz noktada tıp bilimi iflas etmiştir. Yani tıp öldü, yaşasın ilaç endüstrisi.”

Kaynak : http://www.ntvmsnbc.com/id/25501638/

 

İts ilaç takip sistemi artık cepte

İlaç bilgileri artık  akıllı cep telefonlarında

İTS

İlaçlar karekod ve its

Sağlık Bakanlığının Türkiye sınırları içerisine giren her ilacın takibini yürüttüğü İlaç Takip Sistemi’nden (İTS) artık vatandaşlar da akıllı telefonları aracılığıyla yararlanabilecek.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ekrem Atbakan, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda düzenlediği basın toplantısında, sistem hakkında bilgi verdi. 

Atbakan, İTS‘nin tüm dünyada uygulanan takip ve izleme sisteminin ilaç sektörüne uyarlanmış şekli olduğunu belirterek, bu sistemin, ürünlerin tedarik ve dağıtım süreçlerindeki konumunun belirlenebilmesini sağladığını söyledi. Elektronik ürün kodu teknolojisi sayesinde ilaçların, üretim veya ithalatından itibaren tedarik zincirinde gerçekleştirdiği her hareketin izlenebildiğini anlatan Atbakan, karekodlar sayesinde ürünün son görüldüğü konum, zaman ve durumun gerçek zamanlı bir veri tabanında kaydedildiğini belirtti.

Sağlık Bakanlığının bu alanda bir ilke imza attığını, İlaç Takip Sistemi’ni 2010’da kurarak ülke çapında hayata geçirdiğini hatırlatan Atbakan, “Şu anda ABD’nin dahil olduğu 25’ten fazla ülke, bizim bu projemizi defalarca geldi, inceledi, bizlerle görüştü” dedi.

Atbakan, İTS’nin ilaç sahteciliği ve ilaç kaçakçılığını önleyerek orijinal ve güvenilir ilaç tedarik edilmesini sağladığını vurgulayarak, sistemin üretici, ithalatçı, ecza deposu, eczane, geri ödeme kurumu gibi paydaşlarından alınan bildirimlerle bir ilacın yalnızca bir kez satılmasının kontrolünü yaptığını ve kupür sahteciliğini önlediğini kaydetti.

Sistem dahilinde ilaç sorgulamasının kurumun internet sitesindeki İlaç Takip Sistemi bölümünden yapılabildiğini anlatan Atbakan, “Burada ilgili sayfa açıldığında, ilaç kutusunun üzerindeki barkodun yanında yer alan (01) ile başlayan kodu başında (01) olmadan Barkod no alanına, (21) ile başlayan kodu başında (21) olmadan Seri no alanının doldurulması gerekir. Sayfada verilmiş güvenlik kodu yazıldıktan sonra ilaç hakkında hemen bilgi gelecektir” dedi.

İLAÇ HAKKINDA TOPLATMA KARARI OLUP OLMADIĞINA BAKILACAK

Atbakan’ın mobil uygulamaya ilişkin verdiği bilgiye göre, uygulamayla, vatandaş ilaç kutularının üzerindeki karekodu akıllı cep telefonlarına okutarak ya da elle sorgulayarak temin ettiği ilacın durumu hakkında bilgi sahibi olabilecek. İTS ilaç takip sisteminin hastalara getirdiği bir kolaylık daha böylece hayata geçmiş oluyor. Bunun da ötesinde ileride hastaları yönlendirecek, ilaçlarını zamanında ve eksisiz kullanmalarını ve biten ilaçlarını zamanında yazdırıp yeniden alabilmelerini sağlayacak düzenlemelerin de önü açılmış oluyor. Ancak ilaç sektöründe eczacıları baypass edebilecek uygulamalardan çekinen eczacılar da yok değil. 

Bu şekilde vatandaş, ilacın sahte ya da piyasadan toplatılmış olup olmadığı ya da son kullanma tarihinin geçip geçmediğine ilişkin kesin bilgiye erişmiş olacak. Sorgulamayla söz konusu ilacın Sağlık Bakanlığında kayıtlı olup olmadığı da belli olacak. Zararlı madde, yan etkisi tespiti gibi nedenlerle piyasadan toplatılma kararı olan ilaçların bilgisine de İTS mobil uygulama sayesinde ulaşabilecek.

Sistemin kullanımın çok basit olduğunun altını çizen Atbakan, ilacın karekodunun telefonun kamerasının tam karşısına getirilerek odaklanmasının yeterli olduğunu vurguladı. Atbakan, “Bu aşamadan sonra, bize bir saniye kadar süre içinde bizim İTS sistemine bu numarayı göndererek bir cevap alıyor ve o cevaba göre kişinin ekranına bilgi geliyor. Zaten yüzde 99.99 oranda gelecek olan bilgi, ‘ilacınız sistemde kayıtlıdır’ şeklinde olacaktır. Çünkü, bugüne kadar bundan daha yüksek oranda bu mesaj çıktı” dedi.

Nöbetçi Eczane

Nöbetçi Eczane

 “ECZACILAR GÖNÜLLÜ SAĞLIK DESTEKÇİSİDİR”

Atbakan, konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

“Eczaneler, sahte ilaç mı satıyor ki Bakanlık böyle bir uygulamaya gerek duydu? Bakanlık, eczanelere güvenmiyor mu” sorusu üzerine Atbakan, şu yanıtı verdi:

“Bunu dünyada ilk yapan biziz, ancak sahte ilaç sıkıntısını büyük ölçülerde yaşayan bir ülke değiliz. Bu sistem, zaten işliyordu. 24 binden fazla eczanemiz var, bunlar adeta Sağlık Bakanlığının gönüllü elemanları gibi çalışır. Eczacı, mahallesindeki vatandaşların gönüllü sağlık destekçisidir zaten. Bu konuda, ‘sahtecilik yapıyor’ demeyi bırakın, aklımızdan bile geçirmeyiz. Devletin zemini takip edilebilir halde gerektiğinde de herhangi bir arıza halinde sorumlusunu görebilmesi görevidir.” 

Bir kişinin eczaneden ilacını aldıktan sonra eczacının gözü önünde sorgulama yapmasının ikili arasındaki güven ilişkisini zedeleyip zedelemeyeceğine ilişkin soru üzerine de Atbakan, “O hareketten, bir öncesinde zaten eczacı bunu yapıyor. Niye zedelesin ki?” dedi.

Atbakan, vatandaşların ilaçlarını mutlaka eczaneden temin etmesi gerektiğini vurguladı.  Eczane dışından ilaç temini sağlık riski oluşturan sahte ya da bozulmuş ya da kontrol dışı kaçak ilaçlara maruz kalmanıza sebep olabilir. Bu nedenle mutlaka ilacınızı eczaneden ve eczacınızdan alınız.

Bu sistem aynı zamanda reçetesiz ilaç satışının önlenmesi açısından da fayda sağlayabilecek bir uygulama olabilir. Hastaların ilaçların yan etkileri konusunda doğrudan bilgi vermeleri için de sistemin kullanılıp kullanılamayacağı önümüzdeki dönemde belli olacak.

İlaç Alım Grupları

İlaç Alım Grupları : Gizli Tehlike

Son bir iki yıldır eczanelerin satın alma politikaları değişiklikler göstermeye başladı. Eczacılar bir araya gelerek ilaç alım grupları oluşturmaya başladılar. Bir ya da bir kaç eczane üzerinden topluca yapılan ilaç alımları sonra takas ya da satış yolu ile diğer eczanelerle paylaşılarak , yüklü miktarlarda toplu ilaç almanın iskontolarından ve vade imkanlarından yararlanılıyor.

İlaç yanında kozmetik ve dermokozmetik ürünlerde de bu tip alımlar yapılmaya başlandı. Başlangıçta sadece imece usulü yürüyen bu taktik zamanla bu yöntem üzerinden gelir elde etmeye başlayan kişilerin türemesine yol açtı. Elbette kazan kazan yöntemi ile alan ve satan karlı olduğu sürece kimse bunu yaptığı için suçlanamaz. Fakat zaman içerisinde bu durum öyle garip bir hale geldi ki bence eczacılar kendi bindikleri dalı kesmeye başladılar.

Örneğin herhangi bir eczane Bioxcin Forte Şampuanı 25-26 TL ye satın alabilirken , bu ürünü 1000 – 1500 adet satın alan bir eczane 13 – 14 TL ye mal ederek , sonra diğer eczanelere 17-18 TL den pazarlamakta. Aradaki fark toplu alımdan kaynaklanan mal fazlaları, dönem sonu ciro primleri gibi unsurlardan kaynaklanıyor.

Bu durum aslında öyle tuhaf ve gizli bir tehlike içeriyor ki,  toplu mal satmak hem ecza deposu, hem firma bölge mümessili hem de bizzat üretici ya da ithalatçı firmanın işine geliyor. Bu sistem yürüdükçe düşük miktarlı alımlardaki iskonto oranları kolay kolay yükselmeyecek. Yüklü miktarlarda toplu mal alan depo ve eczacılar arasında yeni bir satış sektörü oluşacak. ( Zaten oluştu ).  Oysa güya eczacı kooperatifleri bu amaçla kurulmuşlardı. Şimdi kooperatiflerimiz  bu kuruluş amaçlarını unuttu ve bu sistemi teşvik eder duruma geldiler. Bu ilaç satın alma gruplarına ya da kişilerine en çok destek verenler kooperatifler.

Oysa eczacıların yapması gereken şey bu işin doğa olarak , başka aracıların para kazanmasına müsaade etmeden, olması gerektiği gibi, üretici  > depo ya da kooperatif > eczane sıralaması ile ve tüm iskonto ve imkanların, çok büyük satın alma ve sermaye gücü gerektirmeyecek şekilde doğrudan son satıcı durumundaki eczanelere yansıtılmasını savunmak olmalı.

Kısa vadede herkesin kazandığı bir yöntem gibi görünse de toplu ilaç ve dermokozmetik alım grupları eczanelerin gelecekteki satın alma güçlerini ve karlılıklarını olumsuz yönde etkileyen bir tehlike olarak karşımızda.

Eğer bir ürün 25 yerine 15 TL ye satın alınabiliyorsa, bu ya ecza deposu tarafından ya da ecza kooperatifi tarafından bir kampanyaya dönüştürülüp bir iki gün içerisinde her bir eczanenin yararlanabileceği şekilde sunulmalıdır. Fakat malum olduğu üzere herkesin işine gelen şey 500 kişiye 10 ar adet ürün satmaktansa 1 kişiye 5000 adet ürün satmak.

Bu konuda eczacıların uyanık olması gerektiğini ve eczacı derneklerinin durumu iyi düşünmelerinin şart olduğu kanaatindeyim.

 

 

 

İlaç fiyat farkları

İlaçlardan neden fiyat farkı çıkıyor?

2005 yılında o zamanki adı ile Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) eczaneleri kapatılıp bu hizmet serbest eczaneler aracılığı ile yürütülmeye başlanırken, kamu ile ilaç firmaları arasında bir kaç yönlü önemli anlaşmalar yapıldı. Bunlardan biri kamu kurum iskontosu denilen ve ilaç fiyatlarının fabrika çıkış fiyatları üzerinden kamu adına belirli oranlarda değişken bir indirim yapılmasıydı. Diğer bir husus ise eşdeğer ilaçlar arasındaki fiyat farklarının minimize edilmesi amacı ile, tam eşdeğer oldukları halde fiyatı daha pahalı olan ilaçları almak isteyen vatandaşın belli bir orandan sonra kalan farkı kendilerinin ödemesi üzerineydi. İlaç fiyat farkları bu şekilde oluşmaya başladı.

Eşdeğer ilaç nedir?

Eşdeğer İlaç demek , “içerisindeki etken madde aynı olan, etken madde miktarı aynı olan, ve farmasotik sunum şekli yani ilaç formu aynı olan ilaçlardır”  Örneğin içerisinde 500 mg Parasetamol taşıyan Minoset Tablet ve yine aynı miktarda aynı maddeyi taşıyan Parol Tablet eşdeğerdir. Fakat 500 mg Parasetamol yanında 30 mg kafein içeren Vermidon Tablet diğerleri ile eşdeğer değillerdir.

İlaç Fiyat Farkları neye göre hesaplanıyor:

Aslında hesap çok karmaşık olmasa da ancak bilgisayar sistemi ile hesaplanabilen bir formüle dayalı. Başlangıçta ilaç fiyat farkı kamu iskontoları düşülmüş en ucuz ilaç fiyatından  %33 daha pahalı olan bir baraj fiyat hesaplanır ve bu baraj fiyatın üzerinde kalan ilaçlarda , baraj üzerinde kalan fiyat farkı vatandaşça ödenirdi ya da vatandaş baraj altında kalan eşdeğer ilaçlardan birini alarak fark ödemekten kurtulurdu. Bu baraj hesabında kullanılan oran kademeli olarak %13 ‘e kadar düşürüldü. hesaplama yöntemi de başlangıçta kutu bazında hesaplanırken daha sonra birim doz yani her bir tablet, kapsül ya da ölçek başına hesaplanmaya başladı.

Bu hesap yapılırken tıbbi gerçekler de göz ardı edilirken aslında eşdeğer sayılamayacak bazı ilaç formları birbirine eşdeğer tutuldu. Örneğin uzatılmış etkiye sahip Beloc Zoc ile normal baskı ile üretilen Problok tablet birbirine eşdeğer tutuldu. Daha da vahim olanı, Bağırsakta eriyen kaplaması ile farklı olan Coraspin tabletler ile Kaplama içermeyen Aspirin tabletler eşdeğer tutulmaya başlandı .

Tüm olumsuzluklara rağmen ilaç fiyat farkları nedeni ile vatandaşların ucuz eşdeğer ilaç almaya yönlenmesi sayesinde bir çok ilaç firması ilaç fiyatlarını düşürme kararı almak zorunda kaldı. İnanılmaz ama fiyatı 47 TL den 9,80 TL ye düşen ilaçlarımız mevcut.

Diğer referans fiyat uygulamaları ile beraber 52 TL ye satılan bir kolestrol ilacının fiyatı 5 TL ye , 49 TL ye satılan bir tansiyon ilacı ise 5,20 TL ye kadar düştü.

Ancak muayene ücreti, 3 ilacı aşan reçetelerde ilaç başına 1 TL katılım, fiyat farkı , muayene katılımı  , %20 ilaç katılımı , ilaç fiyat farkı vs. denirken vatandaşın bir reçetedeki katılımı ortalama %50 yi aşmaya başladı.

Ancak fiyatların düşüşünden kaynaklanan bir avantaj ile aslında vatandaşın toplamda ödediği para miktarı  geçmişe göre çok fazla değişmedi. Yani eskiden 50 TL lik ilaca %20 katılım olarak 10 TL ödeyen vatandaş bu gün aynı ilaca fiyatı 10 TL düştüğü için 2 TL katılım 3 TL muayene ücreti ödeyerek 5 TL ödüyor. Yani genel olarak bu durumdan hem vatandaş hem de devlet karlı. Zarar edenler ise o müthiş para kazadıkları dönemi özleyen ilaç sektörü ve arada en büyük sıkıntıyı yaşayan eczacılar.

Eczanede Alınan Muayene Ücreti

Eczanede Alınan Muayene Ücreti

Eskiden SSK’lılar nasıl ilaç alırdı?

Bir çok insanın kolayca hatırlayacağı şekilde SSK mensupları geçmişte ilaçlarını SSK hastanelerinde bulunan kurum eczanelerinden tedarik etmek mecburiyetindeydi. SSK hastanelerinde muayene olmak için önce bir kuyruğa gidilir ve ücret ödemek için kuruşlandırma işlemi yapılırdı. Kuruşlandırma işlemi sırasında kişinin hastalığı ve sigorta statüsüne göre muayene ücreti tespit edilirdi. Kuruşlandırma işlemi ile tespit edilen ücretin ödenmesi için ayrı bir kuyruğa girilirdi . Ücret ödendikten sonra sıra almak için üçüncü bir kuyruğa girilirdi.

3 kuyruktan sonra hızla polikliniğe koşulur kapı önünde ite kaka az sonra çıkıp karneleri toplayacak hasta bakıcı ya da hemşire beklenirdi. Fakat her kapının aralanmasında doktorun daha önce özel muayenehanesini ziyaret etmiş kişiler içeri dalar sıra bir türlü sade vatandaşa gelmek bilmezdi. Bir de ilaç tanıtımı için doktor ziyaretinde bulunan ilaç mümessilleri cabası. Böyle uzuuun bekleyişten sonra azami 2 dakika kadar süren, muayene işlemi ise genel şu şekilde gerçekleşirdi :

Doktor:

-Neyin var?

Hasta:

-Dizim ağrıyor

Doktor:

-Miden sağlam mı?

Hasta:

-idare eder

Devamında bir kaç ilaç yazılır ve bu ilaçları alabilmek için tekrar SSK eczanesinin kuruşlandırma veznesine kuyruğa girilir, oradan para ödeme sırasına oradan da ilaç alımı için ayrı kuyruğa girilirdi.

Doktor reçeteye ne yazarsa yazsın, SSK yönetmeliklerine göre yapılan ilaç ihalelerinde en ucuz fiyatı vererek kazanan firmanın , reçetedeki ilaçlara yakın eşdeğeri neyse o verilirdi. Örneğin hekim hangi öksürük şurubunu yazarsa yazsın, SSK nın elinde 2-3 çeşit şurup bulunur ve onlardan en yakın benzer hangisi ise o verilirdi. Ağrı kesiciler, antibiyotikler, tansiyon şeker ilaçlarında da durum farklı değildi. Hatta bazen bu durumdan bıkan çaresiz doktorlar , hastalara “şu şu şu ilaçları dışarıdan parayla al”  demek zorunda kalırdı. Çok uzun zahmetlerden , ayak üstünde hasta hal ile saatlerce kuyruk bekledikten sonra ilaçlar alınırken ne bir tarif yapılır ne de basit bir torba verilirdi. Ben şahsen ilaç kuyruğundan ilaçlarını alıp şalvarını toplayıp ilaçları kucağına alan çok köylü kadını gördüm. Ac bir manzaraydı bu.

Belki daha da acısı  KDZ. Ereğli Devlet Hastanesinde Staj yaptığım dönemde bir trafik kazası sonrası yaşananları hiç unutamam, bir işçi servisi ile özel bir araç çarpışmış, işçilerden de diğerlerinden de ağır yaralılar var. Önce acil serviste kimin SSK’lı kimin emekli sandığı mensubu , kimin Bağ-kur’lu olduğu tespit ediliyor, hastalar ona göre daha hiç müdahale edilmeden SSK hastanesine yollanıyor. Kalan vatandaşlardan MR , Tomografi çekilmesi gerekenler yine ambulansla ya da bulunabilen ne araç varsa onunla, dışarıda özel görüntüleme merkezine gönderiliyor. Ne hikmetse devletin para bulup alamadığı cihazı bir iki doktor devletin bankasından kredi kullanıp alabiliyor , sonra iyi paraya bu hizmeti devlete satıyor. Üstüne üstlük vatandaştan da fark ücreti alınıyordu.

Sağlıkta Neler Değişti?

2002 yılından itibaren sağlıkta hızlı bir değişim sürecine girildi. Bir çok ilacın serbest eczanelerden alımı kolaylaştırılırken, tüm kamu hastanelerinin sağlık bakanlığına bağlanması çalışmaları başlatıldı. 2005 yılı şubat ayında askeri hastaneler dışında kamuya bağlı tüm hastaneler birleştirildi ve ilaç alımı serbest eczanelerden yapılmaya başlandı.

İlaç firmaları ile yapılan genel anlaşma sonucu , sigortalı, bağkurlu , emekli sandığı mensubu tüm vatandaşların reçetelerine Kamu Kurum İskontosu denilen bir indirim uygulanmaya başlandı. Bunun yanında serbest eczaneler de %4.5’e kadar değişen oranlarda sigortalı reçetelerine indirim uygulamaya başladı. Bir anda çok şey değişmişti.

Başlangıçta her türlü evrakın fotokopisinin çekilmesi gibi saçma uygulamalar olsa da bunlar kısa zamanda kaldırıldı ve düzene sokuldu. SSK bütçesi için önemli olan muayne ücretinden vazgeçilmedi. Ancak ödeme kuyruklarının kalkması ve hastanelerde vezne için ayrılacak personelden tasarruf edilmesi için muayene ücretlerinin serbest eczanelerde tahsil edilmesi ve eczanenin kurumdan olan alacağından bu ücretlerin düşülmesine karar verildi.

Bu uygulama ile hastalar kuyruk beklemekten kurtulmuş oldu, hastaneler de para tahsil etmek için uğraşmaktan kurtulmuş oldu. Bu işlemden hiç bir kazançları olmadığı halde en çok zahmete giren kişiler ise eczaneler oldu. İşin içine bilgisayar sistemi, eski muayene ücretlerinin aylar sonra sisteme işlenmesi gibi sorunlar da eklenince hastalara izahatta bulunmak için uzunca dil dökme işi de eczacıların başına patladı. Şahsen benim eczanemde yıllardır hiç üzmeden , kırmadan hizmet ettiğim hastalarımdan dahi , acaba kazıklanıyor muyum ? endişesine kapılanlar oldu. Eczacılar bu durumu çok protesto etseler de çaresizce bu iş halen devam ediyor. Kısmen herkes buna alıştı. SGK ve genel sağlık sigortasının kurulması ile bu işlem ve ücretler tüm vatandaşlara eşit uygulanmaya başlandı.

İlaçlarda neden fark ücreti çıkıyor?

İlaçlarda kamu kurum iskontosunun uygulanmaya başlaması ile beraber ayrıca ucuz eşdeğer uygulamasına da geçildi. Bir reçetede hekimin yazdığı ilacın daha ucuz bir eşdeğeri var ise ve bu eşdeğer ilacın fiyatı belli bir orandan daha ucuz ise aradaki farkın bir kısmını vatandaş ödemek zorunda ya da dilerse ucuz eşdeğeri almaya razı olarak fark ödemekten kurtulmakta. Devlet bu şekilde çok tasarruf ettiği gibi , fark uygulaması nedeni ile satışı düşen ilaç firmaları da kendi rızaları ile ilaçlarının fiyatlarını çok yüksek oranlarda düşürdüler.  2002 yılında 40 TL olan bir ilacın fiyatı bu gün 5 TL olabiliyor. Bu şekilde binlerce örnek sayılabilir. Norvasc tablet, Zocor tablet fiyatı 10 kattan fazla düşen ilaçlar arasında.

Sonuçta ilaç ve sağlık sektöründe çok büyük değişimler yaşandı. Bu gün geriye doğru bakmayınca mevcut durumdan şikayetçi olanların hafızalarını şöyle bir yoklamaları gerekiyor.

Menu Title